Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?
Bugün sosyal medyada karşıma çıkan bir hikâye beni yıllar önce yaşadığım bazı olayları yeniden düşünmeye itti.
New York havalimanında geçen kısa bir hikâye…
Uçuşlar rötar yapıyor. Yolcular uzun kuyruklarda bekliyor. Görevli herkese sırayla yardımcı olmaya çalışırken öfkeli bir yolcu öne geçip yüksek sesle:
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye bağırıyor.
Görevli ise mikrofonu eline alıp şöyle diyor:
“Dikkat lütfen… 14 numaralı kapıda kim olduğunu bilmeyen bir yolcumuz var. Kim olduğunu bilen varsa yardımcı olabilir.”
İlk bakışta insanı gülümseten bir hikâye gibi duruyor. Ancak iş hayatında bunun farklı versiyonlarıyla çok sık karşılaşıyoruz.
Yıllar içinde danışmanlık ve denetim süreçlerinde benzer cümleleri ben de duydum.
Bir denetim öncesinde denetim yapacağım vardiya şefi bana sert bir tavırla:
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye sormuştu.
Ben de sakin şekilde:
“Hayır, bilmiyorum.” diye cevap vermiştim.
Daha sonra önemli bir yöneticinin yakını olduğunu öğrendim. Kibarlıktan konuyu uzatmadım. Ancak içimde aynı soru kaldı:
Bir insanın kim olduğu neden bu kadar önemliydi?
Çünkü iş hayatında asıl önemli olanın unvan değil, yapılan iş olduğuna inanıyorum.
Makamlar değişebilir.
Kartvizitler değişebilir.
Şirketler değişebilir.
Ama insanın davranışı, karakteri ve karşısındaki insana gösterdiği saygı kolay değişmiyor.
Hayatın ilginç tarafı da burada başlıyor sanırım.
Şirket kapısından dışarı çıktığımız anda hepimiz aynı hayatın içine karışıyoruz.
Hepimiz trafikte bekliyoruz.
Hepimiz yoruluyoruz.
Hepimiz aynı hayatın içinde yaşamaya devam ediyoruz.
Bu yüzden insanın gerçekten arkasında bıraktığı şey unvanı değil, davranışı oluyor.
İnsanı gerçekten değerli yapan şey kartviziti değil davranışıdır; çünkü gerçek saygı unvanla değil, tavırla kazanılır.