Sokakların Sessiz Ortakları: Hapis mi, Akıllı Çözüm mü?
Şimdi bu sokak hayvanları meselesinde herkes konuşuyor. Kimi kızgın, kimi korkmuş, kimi de elinden bir şey gelmediği için üzgün.
Ama ben şunu biliyorum. Bir meseleye sadece öfkeyle bakarsak, ne insanı koruruz ne hayvanı. Çoğumuz Sabah erkenden kepenk açan esnafı da bilir, okul yoluna düşen çocuğu da, mahallenin köşesinde yıllardır duran o sessiz köpeği de. Bazı şeyler masa başında göründüğü gibi değildir. Sokak dediğin yer sadece asfalt değildir. Orada hayat vardır.
Elbette başıboşluk olmaz. Elbette çocuklarımız güven içinde okula gidecek. Elbette yaşlılarımız, kadınlarımız, herkes sokakta huzurla yürüyecek. Buna kim itiraz eder? Ama çözüm, bütün canlıları toplayıp dört duvar arasına kapatmaksa, orada durup bir daha düşünmek gerekir.
Çünkü doğa boşluk sevmez.
Bugün Avrupa’nın o çok övülen şehirlerine bakın. Paris, Londra, Roma… Sokakları steril yapacağız derken hayvanı hayattan tamamen çektiler. Sonra ne oldu? Fareler çoğaldı, haşere arttı, belediyeler milyonlarca avro harcadı. Çünkü sokakta doğal denge bozuldu mu, onun yerine beton da koysanız, ilaç da sıksanız, hayat bir yerden patlak veriyor.
Bizim sokaklarımızdaki kedi de köpek de aslında bu dengenin bir parçası. Bunu romantiklik olsun diye söylemiyorum. Hayatın gerçeği bu. Mesele hayvanı yok etmek değil, kontrol altına almak. Aşılamak, kısırlaştırmak, çip takmak, tedavi etmek, takip etmek. Yani akılla, vicdanı yan yana koymak.
İşte bu yüzden Yenişehir Belediyesi’nin attığı adımı önemsiyorum.
Başkan Ercan Özel’in “burası can dostlarını dört duvara mahkum edeceğimiz bir alan değil” sözü, bu işin özünü anlatıyor. Yenişehir’de açılan Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı, sadece bir barınak değil. Güney Marmara’nın en büyük ve modern tesislerinden biri olarak anlatılıyor. İçinde ameliyathane var, muayene odaları var, karantina ve yoğun bakım bölümleri var. Aşı, çip, parazit tedavisi, kısırlaştırma… Yani sadece toplama değil, iyileştirme var.
Bakın, aradaki fark burada.
Bir hayvanı alıp kapatmak başka şeydir. Onu tedavi edip rehabilite etmek, kontrol altına almak, toplum sağlığıyla birlikte düşünmek başka şeydir. Yenişehir’de yapılan çalışma bu açıdan kıymetli. İlk etapta ayda 60 can dostunun kısırlaştırılması hedefleniyor. Bu rakamlar küçük gibi görünür ama düzenli yapıldığında yıllar içinde büyük sonuç verir.
Roma bunu yıllar önce gördü. 1991’de sağlıklı sokak hayvanlarının öldürülmesini yasaklayan anlayış, dünyaya başka bir yol gösterdi. “Yakala, kısırlaştır, aşıla, yerine bırak” modeli boşuna ortaya çıkmadı. Çünkü medeni toplum, sorun gördüğünü yok eden toplum değildir. Sorunu akılla yöneten toplumdur.
Ben bu şehirde şunu görmek isterim. Ne çocuklarımız korksun, ne hayvanlar zulüm görsün. Ne sokaklar sahipsiz kalsın, ne vicdanımız eksilsin.
Yenişehir bu konuda güzel bir örnek verdi. Ercan Özel ve ekibi, meseleyi bağırarak değil, çalışarak ele almış. Bu memlekette en çok buna ihtiyacımız var zaten. Az laf, çok iş. Hem halk sağlığını düşünen hem de can taşıyan varlığa merhametle yaklaşan bir belediyecilik.
Sokak hayvanları meselesi ne sadece hayvanseverlerin meselesidir ne de sadece belediyelerin. Bu hepimizin meselesi. Mahallenin, esnafın, ailenin, okulun, belediyenin ortak meselesi.
Çünkü sokak bizimse, sorumluluk da bizim.
Medeniyet bazen büyük laflarda değil, kapının önündeki sessiz cana nasıl davrandığımızda belli olur. Aklı kaybetmeden, vicdanı ezmeden, güvenliği de sevgiyi de aynı masaya koyarak yürümek zorundayız.
Yenişehir’de atılan adım bana bunu düşündürdü.
Hapis değil.
Başıboşluk hiç değil.
Akıllı, vicdanlı, takip edilen bir yaşam düzeni.
Bize yakışan da budur.