Belki de Mesele Zirveye Ulaşmak Değil
Belki de mesele zirveye ulaşmak değil…
O yol boyunca nasıl bir insana dönüştüğümüzdür.
Belki de hayat bize şu gerçeği hatırlatıyordur:
Önemli olan yalnızca varılacak nokta değil, o yolculuk boyunca nasıl bir insan hâline geldiğimizdir.
Birçok insan başarıyı;
unvanlarda,
maaşlarda,
takipçi sayılarında,
kartvizitlerde aramaktadır.
Ancak kişi zirveye ulaştığında hâlâ mutsuz hissediyorsa,
o başarının gerçekten kendisine ait olup olmadığını sorgulaması gerekmez mi?
Gazetelerde ve yaşam öykülerinde sıkça karşılaşırız:
Yıllarca çalışarak büyük servetler elde eden insanların dahi içsel huzur arayışını sürdürdüğünü görürüz.
Çünkü insan, bazen en yüksek noktaya ulaştığında bile içinde eksik kalan bir şeyler olduğunu hissedebilir.
Asıl mesele çoğu zaman şudur:
• Yol boyunca ne öğrendiniz?
• Kimlerin hayatına dokundunuz?
• Ne ölçüde değişim gösterdiniz?
• Kendinizi ne kadar tanıdınız?
Bazı insanlar hedeflerine ulaştıklarında derin bir boşluk hissederler.
Çünkü tüm yaşamlarını “hedefe ulaştığımda mutlu olacağım” düşüncesi üzerine kurmuşlardır.
Oysa hayat, ertelenmiş bir mutluluk değildir.
Belki de gerçek başarı;
yolculuk sırasında gelişebilmek,
düşüp yeniden ayağa kalkabilmek,
ve tüm zorluklara rağmen ilerlemeyi sürdürebilmektir.
Bir öğrencinin sınav sürecinde kazandığı disiplin,
bir sporcunun yenilgilerden edindiği sabır,
bir annenin fedakârlığında saklı olan sevgi…
Hayatın gerçek anlamı çoğu zaman bu sade fakat derin örneklerde gizlidir.
Zirve bir sonuç olabilir.
Ancak anlam, yolculuğun kendisinde saklıdır.
Bugün kendinize şu soruyu sorun:
Gerçekten kendi hedeflerimin peşinden mi gidiyorum,
yoksa başkalarının takdirini kazanmanın mı?