Adam öyle çalmış ki, bir gün bile ıskalamamış
“Hırsızın İmamı olmaz, ama İşgüzarı çok olurmuş!”
(Bir halkın huzur hakkını çalanların tiyatrosu)
Bu söz, halkın diline düşen bir hicivden ziyade, yolsuzluğun nasıl “olağanlaştırıldığının” trajikomik bir özeti. İBB’de patlak veren skandal, sadece bir kişinin değil, kamu kaynaklarını kişisel servete çeviren bir sistemin resmini çiziyor.
Fatih Keleş’in hikâyesi, “huzur hakkı” adı altında halkın huzurunu çalmanın, bir Tesla’ya veya Göcek’teki yata dönüşen paranın nasıl “rutin” hale geldiğini gösteriyor.
“Huzur hakkı” mı, yoksa hırsızın cüreti mi?
İstanbul’da bir belediye iştirakinden aylık 400 bin TL “huzur hakkı” almak, hangi vicdana sığar? Huzur, emeklilikte hak edilene verilen bir ödüldür. Oysa burada, adeta bir “yağma hakkı” söz konusu. 16 ayda 6.2 milyon TL’yi cebe indiren bir anlayış, halkın vergisiyle beslenen kurumları nasıl birer “kişisel ATM”ye dönüştürdü?
Şu soru yanıt bekliyor, Bir insan, hangi “huzur”la ayda 400 bin TL’yi hak görür?
Üstelik bu rakam, asgari ücretlinin 30 yıllık emeğine denk. İşte adaletsizliğin fotoğrafı: Bir tarafta ekmeğine zam diye ağlayan halk, diğer tarafta Göcek’te yat keyfi yapanlar…
“Elden nakit”le gelen tesla, yolsuzluğun şaha kalkan atı
Temmuz 2023’te bir banka hesabına “elden nakit” yatırılan 2.7 milyon TL, kısa sürede Tesla’ya dönüşmüş. Bu detay, yolsuzluğun en saf halini anlatıyor: “Elden” verilen para, “elden kaybolan” kamu vicdanıdır.
Peki neden Tesla? Çünkü bu araç, sadece ulaşım değil, “statü” demek. Yolsuzluğun da bir marka tercihi var anlaşılan. Halkın otobüs beklediği durakların karşısından, elektrikli lüks araçlarla geçenlerin “çevrecilik” nutuklarına inanan var mı?
Göcek’te yat, istanbul’da yoksulluk, bir şehrin İki yüzü
Fatih Keleş’in Göcek’te satın aldığı yat, sadece kişisel bir lüks değil, İstanbul’un çürüyen sisteminin simgesi. Bir yanda metruk binalar, su kesintileri, diğer yanda mavi sulara yelken açan yatlar…
Bu yat, hangi “belediye hizmeti”nin karşılığı alındı? 4 milyon liralık yatın bedeli, kaç çocuğun okul kantinindeki süt parasıydı? Kaç depremzedenin geçici barınağıydı? Kamu kaynakları, halka hizmet için değil, “hizmetkâr” edinmek için mi var?
“Masak’ın raporu değil, halkın öfkesi yargılamalı!
MASAK’ın tespitleri, hukuki sürecin başlangıcı olabilir ancak asıl yargı, sokakta yaşayanların vicdanında. İstanbul’un her köşesinde biriken öfke, bu skandalları “belediyecilik” kisvesiyle örtmeye çalışanlara bir uyarıdır, Halk, artık “hırsızın imamı”na değil, hesap soran bir toplum olmaya kararlı.
Unutulmasın, Tarih, İstanbul’un sırtından servet devşirenleri değil, o serveti hak edene vermeyi bilmeyenleri yazar.
Huzur, çalınan parayla satın alınamaz!
Fatih Keleş’in hikâyesi, bir kişinin değil, bir zihniyetin çöküşüdür. Halkın “huzur hakkı”, lüks araçlara veya yatlara değil, adil yönetime, şeffaflığa, çocuklarının geleceğine yatırılan kaynaklara aittir.
İstanbul, sadece bir şehir değil, bir medeniyetin aynasıdır. Bu aynada kendini “hırsız” olarak görenler, bir gün mutlaka o görüntüyle yüzleşecek. Çünkü nihai yargıç, tarih değil, tramvay bileti için artan ücreti sorgulayan, parklarına sahip çıkan, sokaklarında hak arayan İstanbul halkıdır.
“Kamu vicdanı, yolsuzluğa değil, adaletin terazisine emanettir.”