NASA, Gelecekteki Ay ve Mars Keşifleri İçin 41 Uzay Teknolojisini Seçti
Uzaya dair haberleri çoğu zaman roketlerin fırlatılması, astronotların görevleri ya da Mars’a gidecek ilk insanın kim olacağı üzerinden okuyoruz. Oysa geleceğin uzay yarışını belirleyecek asıl rekabet, çoğu zaman laboratuvarlarda, küçük teknoloji şirketlerinde ve girişim ekosistemlerinde yaşanıyor. NASA’nın geçtiğimiz günlerde duyurduğu yeni program bunun en somut örneklerinden biri.
Ajans, Ay ve Mars görevlerinde kullanılabilecek tam 41 farklı uzay teknolojisini geliştirmek üzere 37 Amerikan şirketiyle iş birliğine gidiyor. Dikkat çekici olan nokta şu: NASA bu şirketlere doğrudan para dağıtmıyor. Bunun yerine laboratuvarlarını, test altyapısını, mühendislik bilgisini ve teknik uzmanlığını açıyor. Yani devlet ile özel sektör aynı hedef için aynı masada buluşuyor. Bugün Silikon Vadisi’nin başarısını konuşurken sıkça kullandığımız “kamu-özel sektör iş birliği” kavramı, uzay alanında da en güçlü örneklerinden birini veriyor.
Seçilen teknolojilere baktığınızda bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi görünen ama aslında birkaç yıl içinde gerçek olacak çözümler görüyorsunuz. Ay’ın hiç güneş almayan kraterlerinde enerji üretebilecek sistemler… Kablo kullanmadan uzay araçlarına enerji aktarabilecek lazer tabanlı teknolojiler… Eski uyduları güvenli şekilde yakalayabilecek yeni bağlantı sistemleri… Ay’ın ince ama son derece aşındırıcı tozundan araçları ve robotları koruyacak esnek koruyucu kaplamalar…
Bunlar yalnızca mühendislik projeleri değil. Aynı zamanda geleceğin ekonomik düzeninin de parçaları. Çünkü Ay’a kalıcı üs kurmak, Mars’a insan göndermek ya da uzayda üretim yapmak ancak bu görünmeyen teknolojiler sayesinde mümkün olacak. Büyük başarıların arkasında çoğu zaman manşet olmayan küçük yenilikler vardır.
NASA’nın yaklaşımında bir başka önemli mesaj daha var. Uzay ekonomisinin yalnızca birkaç dev savunma şirketinden ibaret olmasını istemiyor. Küçük girişimler de bu ekosistemin parçası olabiliyor. Moonprint Solutions gibi nispeten küçük bir şirket, Ay tozuna karşı geliştirdiği çözümle dünyanın en büyük uzay ajansıyla aynı masaya oturabiliyor. Bu da inovasyonun büyüklükten çok fikirle ilgili olduğunu gösteriyor.
Tam da bu noktada aklıma şu soru geliyor: Seçilen şirketler arasında bir Türk girişimi var mı?
Ne yazık ki bu yıl açıklanan listede doğrudan yer alan bir Türk girişimi bulunmuyor. Seçilen 41 projenin tamamı ABD merkezli şirketlerden oluşuyor. Bunun temel nedeni de programın Amerikan şirketlerine yönelik tasarlanmış olması. Ancak bu durum, Türkiye’nin uzay teknolojileri alanındaki potansiyelini sorgulamamız için önemli bir fırsat sunuyor.
Son yıllarda savunma sanayiinde elde edilen mühendislik birikimi, küçük uydular, yapay zekâ, robotik sistemler, ileri malzemeler ve enerji teknolojileri gibi alanlarda çalışan Türk girişimlerinin sayısını artırıyor. Sorulması gereken soru artık “Biz uzaya gidebilir miyiz?” değil; “NASA’nın ya da benzer uluslararası programların teknoloji tedarikçileri arasında ne zaman bir Türk şirketi göreceğiz?” olmalı.
Çünkü uzay yarışında artık yalnızca bayraklar yarışmıyor. Fikirler, patentler, girişimler ve teknoloji şirketleri yarışıyor.
Belki de geleceğin en büyük uzay başarısı, Ay’a ilk ulaşan ülkeden çok, Ay’da kullanılacak kritik teknolojiyi geliştiren şirket olacak. İşte o gün geldiğinde, umarım o listenin içinde Türk mühendislerinin ve Türk girişimlerinin imzasını da görürüz.