Dolar 48,6572
Euro 56,1945
Altın 6.753,73
BİST 13.892,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 21°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
21°C
Hafif Yağmurlu
Per 25°C
Cum 27°C
Cts 28°C
Paz 29°C

Can Sıkıntısından Neden Korkuyoruz? Boşluğun Psikodinamiği

12 Eylül 2026 14:25
A+
A-

Modern çağın belki de en yaygın ama en az konuşulan fobilerinden biriyle karşı karşıyayız: Can sıkıntısı. Otobüs beklerken, restoranda siparişimizin gelmesini umarken ya da evde geçirdiğimiz sıradan bir pazar gününde, zihnimizde oluşan birkaç dakikalık boşluğu anında bir ekranla veya meşguliyetle doldurma ihtiyacı hissediyoruz. Peki, zihnimizin baş başa kalmasından, tabiri caizse “rölantide” çalışmasından neden bu kadar ürküyoruz?

Psikodinamik ve nörogelişimsel eksenden bakıldığında can sıkıntısı, kaçılması gereken bir boşluk değil, aksine zihnin en üretken kuluçka evrelerinden biridir. Bu yazımızda, can sıkıntısına olan tahammülsüzlüğümüzü ve bu boşluğun aslında bize ne anlattığını keşfedeceğiz.

İçindekiler

  • Çocuklukta Can Sıkıntısı: Yaratıcılığın Kuluçka Evresi
  • Bir Savunma Mekanizması Olarak “Sürekli Meşguliyet”
  • Boşlukla Yüzleşmek: Sessizliğin Terapötik Gücü

Çocuklukta Can Sıkıntısı: Yaratıcılığın Kuluçka Evresi

Nörogelişimsel açıdan değerlendirildiğinde, bir çocuğun canının sıkılması beynin problem çözme ve yaratıcılık kaslarının devreye girmesi için nörobiyolojik bir ön koşuldur. Günümüzde yetişkinler, çocukların “Canım sıkıldı” şikayetini bir tür acil durum sinyali olarak algılayıp onlara anında yapılandırılmış etkinlikler veya dijital uyaranlar sunma eğilimindedir. Ancak nörobilimsel çalışmalar gösteriyor ki, dışarıdan gelen yoğun uyaranın kesildiği o “sıkıcı” anlarda beyin, Varsayılan Durum Ağı (Default Mode Network) adı verilen aktif bir dinlenme sistemine geçer. Bu sistem; hayal kurma, empati geliştirme ve otobiyografik anıları işleme süreçlerinden sorumludur. Çocuğun eline sıkıldığı an verilen bir ekran, bu nörolojik kuluçka evresini sabote eder. Oysa can sıkıntısıyla baş başa kalan bir çocuk, etrafındaki sıradan nesnelerden yeni dünyalar inşa etmeyi öğrenir. Bu bağlamda can sıkıntısı, çocuğun iç dünyasını dışa vurması ve bağımsız bir birey olarak kendini regüle edebilmesi (düzenleyebilmesi) için elzem bir gelişim basamağıdır.

Bir Savunma Mekanizması Olarak “Sürekli Meşguliyet”

Yetişkinlikte can sıkıntısından kaçış, çok daha karmaşık bir psikodinamik amaca hizmet eder: İçsel çatışmalardan ve kaygılardan kaçınmak. Zihin boş kaldığında; bastırılmış düşünceler, varoluşsal kaygılar veya çözülmemiş meseleler yüzeye çıkma eğilimi gösterir. Klasik Rus edebiyatında, örneğin Dostoyevski’nin metinlerinde sıkça rastladığımız o derin ve sarsıcı iç hesaplaşmalar, genellikle karakterlerin dış dünyadan yalıtılıp kendi zihinleriyle baş başa kaldıkları, eylemsizleştikleri anlarda patlak verir. Modern insan ise bu sarsıcı hesaplaşmalardan kaçmak için “sürekli meşguliyet” zırhını kuşanır. Sonu gelmeyen sosyal medya akışları, yoğun rekabet içeren dijital oyunlar veya arka planda daima açık duran televizyon, aslında kişinin kendi iç sesini bastırmak için başvurduğu birer yer değiştirme ve kaçınma stratejisidir. Bu durum, bireyin kendisiyle yüzleşmesini engeller ve nevrotik bir döngü yaratarak kişiyi kendi gerçekliğine yabancılaştırır.

Boşlukla Yüzleşmek: Sessizliğin Terapötik Gücü

Psikanalitik ve psikodinamik psikoterapilerde sessizlik, en az konuşulan sözcükler kadar kritiktir. Terapist ve danışan arasındaki sessizlik, o anki “boşluk”, bilinçdışının kendini güvende hissedip ifade edebilmesi için açılan kapsayıcı bir alandır. Günlük hayatımızda da can sıkıntısına bir hastalık veya düzeltilmesi gereken bir eksiklik olarak değil, zihnimizin bize sunduğu bir alan olarak yaklaşmalıyız. İçimizdeki boşluğa tahammül etmeyi öğrenmek, zihinsel dayanıklılığın en önemli göstergelerinden biridir. Sürekli bir dış uyarana ihtiyaç duymadan, hiçbir şey yapmadan sadece “olma” (being) haline izin verebilmek, kendilik algısını sağlamlaştıran bir süreçtir.

Özetle, can sıkıntısı hayatın bir hatası değil, zihnin doğal bir ritmidir. Bu ritmi sürekli dış müdahalelerle bozmak bizi kendimizden uzaklaştırır. Temel fikir; her boşluğu doldurmaya çalışmak yerine, o boşluğun içinde neyin filizleneceğini izleme cesaretini gösterebilmek olmalıdır. Bu yazımızda can sıkıntısının reddedilen değerini anlamaya çalıştık. Sonraki yazımızda ise hayatımızdaki belirli hedeflere ulaştıktan sonra –örneğin mezuniyet gibi dönüm noktalarında– deneyimlenen boşluk hissini ve karar alma süreçlerindeki kimlik bocalamalarını (moratoryum) ele alacağız.

REKLAM ALANI
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR