Dolar 49,3369
Euro 55,2022
Altın 6.627,08
BİST 12.157,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 26°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
26°C
Hafif Yağmurlu
Sal 23°C
Çar 18°C
Per 14°C
Cum 15°C

Dünya 2027’ye sıcak, kurak ve pahalı bir gelecekle mi giriyor? El Nino 451 Bin Ölüm Getirecek

12 Ekim 2026 10:00
A+
A-

2026’nın başında dünyanın en çok tartıştığı iklim sorularından biri şuydu: El Niño geliyor mu, gelmiyor mu?

Aylar boyunca onlarca haber yapıldı, uzmanlar ekranlara çıktı, modeller güncellendi, tahminler değişti. El Niño’nun gelip gelmeyeceği tartışılırken aslında çok daha önemli bir soru gözden kaçtı: Gelecekse ne kadar güçlü gelecek ve insanlığa faturası ne olacak?

Artık ilk soru cevaplandı. El Niño geldi.

Dahası, Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre El Niño güçlenmeye devam ediyor ve 2026 sonu ile 2027 başında çok güçlü bir seviyeye ulaşması bekleniyor. WMO, El Niño’nun Şubat 2027’ye kadar devam etme ihtimalini yaklaşık yüzde 100 olarak açıklıyor. NOAA da 2026 sonbahar-kış döneminde çok güçlü bir El Niño olasılığını yüzde 90’ın üzerinde görüyor. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin modelleri, olayın tarihsel olarak güçlü El Niño olaylarıyla yarışabileceğine işaret ediyor.

Yani artık mesele “El Niño gelecek mi?” değil.

Mesele, El Niño’nun dünyaya ne getireceği.

Ve cevap yalnızca sıcaklık değil. Kuraklık, sel, yangın, gıda üretiminde dalgalanma, enerji arzında sorunlar, lojistik maliyetlerinde artış, gıda enflasyonu, sağlık harcamaları ve nihayetinde ekonomik büyümede yavaşlama…

El Niño aslında Pasifik Okyanusu’nda başlayan ama etkisini dünyanın dört bir yanında gösteren dev bir ekonomik ve sosyal domino taşı.

El Niño ölüm getirecek mi?

Bu sorunun artık teorik bir cevabı yok.

Chicago Üniversitesi Climate Impact Lab araştırmacıları, mevcut El Niño’nun Haziran 2026-Şubat 2027 döneminde normal bir yıla kıyasla 451 bin ek sıcaklık kaynaklı ölüme yol açabileceğini hesaplıyor. Araştırma, 24 binden fazla bölgedeki sıcaklık ve ölüm ilişkilerini kullanıyor. Araştırmacılar ayrıca küresel kara sıcaklıklarının normalin yaklaşık 1,2 derece üzerine çıkabileceğini ve aşırı sıcak günlerin normal bir yıla göre yüzde 44 artabileceğini öngörüyor.

Bu sayı bir kehanet değil; mevcut sıcaklık tahminleri, geçmiş ölüm verileri ve bölgesel kırılganlıklar üzerinden yapılmış bir modelleme. Ancak rakamın büyüklüğü insanı durdurup düşündürüyor.

Çünkü sıcak hava herkesi aynı öldürmüyor.

Zengin ülkenin sıcağı ile yoksul ülkenin sıcağı aynı sıcaklık değil.

Birinde klima, hastane, elektrik, temiz su, erken uyarı sistemi ve serinleme merkezi var. Diğerinde insan sıcağın altında çalışıyor, elektriği yok, suya erişimi sınırlı ve sağlık sistemi zaten kapasitesinin sınırında.

Bu nedenle El Niño’nun gerçek hikâyesi biraz da eşitsizliğin iklim hikâyesi.

En ağır bedeli Sahel ödeyebilir

Climate Impact Lab’ın tahmininde dünyanın en ağır darbelerinden biri Afrika’nın Sahel kuşağında görülüyor.

Nijerya, Sudan, Nijer ve Çad’da normal bir yıla göre yaklaşık 66.800 ek sıcaklık kaynaklı ölüm öngörülüyor. Bunun yaklaşık 31.400’ünün Nijerya’da gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. Sudan için 17.500, Nijer için 10.000, Çad için 8.000 ek ölüm öngörülüyor.

Bu ülkelerin ortak özelliği yalnızca sıcaklık değil.

Yoksulluk, tarıma bağımlılık, elektrik ve sağlık altyapısının yetersizliği, savaş ve sosyal kırılganlıklar aynı iklim şokunun etkisini katlıyor. Örneğin Nijer ve Çad’da elektrik erişiminin çok düşük olması, aşırı sıcakla mücadelede klimadan çok daha temel bir sorunu ortaya çıkarıyor: İnsanların serinleyebileceği güvenli bir alan bile olmayabilir.

El Niño burada yalnızca bir meteorolojik olay değil.

Bir kalkınma krizini büyüten kuvvet.

Dünyanın mutfağı da El Niño’dan etkilenecek

Asıl büyük ekonomik dalga ise tarlalardan başlayabilir.

Çünkü dünya gıda sistemi zaten savaşlar, enerji fiyatları, gübre maliyetleri, lojistik sorunları ve ticaret politikaları nedeniyle kırılgan. FAO, 2026/27 döneminde küresel tahıl üretiminin yüksek seviyelerde kalmasını beklese de hava koşullarını, özellikle El Niño’yu, gıda piyasalarının önündeki önemli risklerden biri olarak gösteriyor.

El Niño bazı bölgelerde yağışı azaltırken bazı bölgelerde artırıyor. Dolayısıyla küresel tarım için tek bir sonuç yok.

Pirinç, palm yağı, şeker, kahve ve kakao gibi tropik ve Asya’da yoğunlaşan ürünler özellikle risk altında. S&P Global, El Niño’nun Asya-Pasifik ve Latin Amerika’da tarımsal arz şoklarını artırabileceğini ve bunun 2027’de gıda fiyatları üzerinde baskı yaratabileceğini değerlendiriyor.

Kahvenin Brezilya, Vietnam ve diğer üretim merkezlerindeki hava koşullarına; kakaonun Batı Afrika’ya; palm yağının Güneydoğu Asya’ya; şekerin Hindistan, Tayland ve Brezilya’ya bağımlılığı düşünüldüğünde mesele artık “hava nasıl olacak?” sorusundan çıkıyor.

Küresel gıda sepeti nasıl değişecek?

En çok hangi ülkeler etkilenecek?

El Niño’nun kaybedenleri tek bir kıtada toplanmıyor.

Hindistan, Avustralya, Endonezya, Malezya, Güneydoğu Asya’nın bazı bölümleri, Orta Amerika, Afrika’nın güneyi ve Amazon havzası farklı kanallardan risk taşıyor. GEOGLAM’ın değerlendirmesinde Güney Afrika, Orta Amerika, Hindistan ve Avustralya tarımsal üretim açısından daha olumsuz etkilenebilecek bölgeler arasında yer alıyor.

Hindistan için özellikle muson yağışları kritik. Yağışın zayıflaması buğday, pirinç ve diğer ürünlerin üretimini etkileyebilir. Avustralya’da buğday üretimi açısından risk bulunuyor. Endonezya ve Malezya’da palm yağı üretimi, Batı Afrika’da kakao, Güneydoğu Asya’da pirinç ve şeker üretimi yakından izleniyor.

Brezilya ise ilginç bir örnek.

Ülkenin bazı bölgeleri kuraklık ve düzensiz yağış riski taşırken, güney kesimlerde daha fazla yağış bazı ürünler için avantaj yaratabilir. Arjantin ve Güney Brezilya ise El Niño’nun getirebileceği daha yağışlı koşullardan yararlanabilecek tarım bölgeleri arasında gösteriliyor.

Yani El Niño dünyaya aynı faturayı kesmiyor.

Bir ülkenin kaybı, başka bir ülkenin ihracat fırsatına dönüşebiliyor.

Peki El Niño’nun kazananları var mı?

Evet.

İklim sisteminde mutlak kazanan ve kaybedenler yok; ürün, bölge ve mevsime göre etkiler değişiyor.

GEOGLAM analizine göre Orta Asya, Doğu Afrika’nın bazı bölgeleri, Güney Amerika’nın güneyi ve ABD bazı tarımsal üretimlerde daha olumlu sonuçlar görebilir. Geçmiş El Niño yıllarını inceleyen çalışmalar da mısırda Brezilya ve Arjantin, soyada ABD ve Brezilya gibi bazı üretim bölgelerinde olumlu etkiler görülebildiğini ortaya koyuyor.

Fakat burada kritik bir ayrıntı var.

Bir ülkenin üretiminin artması, o ülkenin otomatik olarak kazanacağı anlamına gelmiyor.

Çünkü küresel ticaret zinciri birbirine bağlı. Brezilya’da soya üretiminin artması, Hindistan’da pirinç üretiminin düşmesiyle oluşan gıda açığını tek başına kapatamayabilir. Bir yerde üretim fazlası oluşurken başka yerde liman, navlun, depolama veya ticaret kısıtı yaşanabilir.

El Niño tarımda sadece üretimi değil, ticaret haritasını da yeniden çizebilir.

Asıl tehlike market rafında başlayabilir

El Niño’nun ekonomik etkisinin en görünür olduğu yerlerden biri tüketici olabilir.

Çünkü tarımsal üretimdeki düşüş önce emtia fiyatlarına, ardından gıda üreticilerinin maliyetlerine, daha sonra market raflarına yansıyabilir.

S&P Global, güçlü bir El Niño senaryosunun gıda ve enerji maliyetleri üzerinden küresel enflasyonu artırırken ekonomik büyümeyi aşağı çekebileceğini değerlendiriyor. Yani dünya aynı anda hem daha pahalı gıda hem de daha yavaş büyüme ile karşılaşabilir.

Bu, ekonomistlerin sevmediği kelimelerden birini yeniden gündeme getiriyor:

stagflasyon.

Üretim düşüyor, maliyetler yükseliyor, gıda pahalanıyor, merkez bankaları faiz indirimi konusunda daha dikkatli davranmak zorunda kalıyor.

Avrupa’da El Niño’nun doğrudan meteorolojik etkilerinden çok fiyat etkisinin daha belirgin olabileceği değerlendiriliyor. İngiltere açısından da enerji ve gıda arzındaki şokların enflasyon üzerinde baskı yaratabileceği belirtiliyor.

Yani Pasifik’te birkaç derecelik deniz suyu sıcaklığı değişikliği, Londra’daki market fiyatını, Avrupa Merkez Bankası’nın kararlarını ve Afrika’daki bir ailenin akşam yemeğini aynı hikâyenin içine sokabiliyor.

Dünya ekonomisi ne kadar kaybedebilir?

Henüz tek bir ekonomik fatura yok. Çünkü El Niño’nun ekonomik etkisi yağıştan tarıma, tarımdan enerjiye, enerjiden enflasyona ve ticaretten büyümeye uzanan çok katmanlı bir zincir.

Allianz Trade’in 2026 analizinde, önceki El Niño döneminden türetilen sıcaklık hassasiyetleriyle yapılan bir senaryoda 144 ekonomi için 2027’de yaklaşık 451 milyar dolarlık net üretim kaybı hesaplanıyor. Bu, küresel GSYH’nin yaklaşık yüzde 0,24’üne denk geliyor. Çin, ABD ve Hindistan toplam brüt kaybın yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Aynı analiz küresel enflasyonda 0,42 puan, gıda enflasyonunda ise 0,65 puanlık ortalama artış öngörüyor.

Bu rakamı “2027’de kesin kayıp” olarak değil, El Niño’nun ekonomik riskinin ölçeğini gösteren bir senaryo olarak okumak gerekiyor.

Çünkü hava olayının kendisinden daha önemli bir başka değişken var:

Hazırlık.

El Niño ölüm mü getiriyor, yoksa hazırlıksızlık mı?

Belki de asıl soru burada.

451 bin insanın hayatını kaybetmesi kaçınılmaz bir sonuç değil. Climate Impact Lab, erken uyarı sistemleri, sıcaklık eylem planları, serinleme merkezleri, su istasyonları, sağlık sistemlerinin önceden hazırlanması ve açık havada çalışanların korunması gibi önlemlerin on binlerce hayat kurtarabileceğini belirtiyor.

Bu çok önemli.

Çünkü El Niño’nun kendisini durduramıyoruz.

Ama El Niño’nun insan üzerindeki etkisini azaltabiliriz.

Bir şehirde gölgelik alanları artırmak, yaşlılara ulaşmak, hastaneleri hazırlamak, çiftçiye doğru zamanda doğru tohum ve iklim bilgisi vermek, su depolamak, elektrik altyapısını güçlendirmek, gıda stoklarını yönetmek ve kritik tarımsal ürünlerde tedarik zincirini çeşitlendirmek meteorolojik olayı değiştirmez.

Ama ölüm bilançosunu değiştirir.

Türkiye bu hikâyenin neresinde?

Türkiye için El Niño’nun etkisini “yağış azalacak” gibi tek cümleyle okumak doğru olmaz. El Niño’nun Türkiye üzerindeki etkisi doğrudan ve tek yönlü değil; Akdeniz havzasındaki atmosferik dolaşım, deniz sıcaklıkları ve diğer iklim salınımlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Fakat Türkiye’nin asıl meselesi başka.

Türkiye gıda ithalatçısı olduğu ürünlerde dünya fiyatlarındaki dalgalanmaya açık. Kahve, kakao, palm yağı gibi doğrudan tüketilen ürünlerden yem hammaddelerine, gübre ve enerji maliyetlerinden lojistiğe kadar küresel emtia piyasalarındaki her dalgalanma Türkiye’ye farklı kanallardan ulaşabilir.

Üstelik Türkiye’nin tarımsal üretimi de son yıllarda kuraklık, sıcaklık ve su stresiyle zaten ciddi bir sınav veriyor.

Dolayısıyla El Niño’yu yalnızca meteoroloji kurumlarının takip edeceği bir hava olayı olarak görmek büyük hata olur.

Tarım Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Hazine ve Maliye, Merkez Bankası, enerji yönetimi, gıda sanayisi ve perakende sektörü aynı masada El Niño senaryosu çalışmalı.

Çünkü geleceğin gıda krizi tarlada başlamadan önce belki de hava tahmininde görülecek.

El Niño bize geleceğin dünyasını gösteriyor

Belki de 2026 El Niño’sunun en önemli tarafı burada.

Dünya zaten ısınmış durumda. El Niño bu sıcak iklimin üzerine yeni bir sıcaklık dalgası bindiriyor.

Climate Impact Lab araştırmacıları, bu olayın önümüzdeki aylardaki sıcaklıklarının iklim değişikliğinin yaklaşık 20 yıl sonra olağan hale getirebileceği sıcaklıklara benzeyebileceğini söylüyor. Yani El Niño bir anlamda geleceğin iklimini bugüne taşıyor.

Bu nedenle El Niño yalnızca birkaç aylık bir meteorolojik hikâye değil.

Geleceğin gıda sisteminin, şehirlerinin, sağlık sistemlerinin ve ekonomisinin stres testi.

Fabrikalarda üretim yaparken, limanlarda konteyner beklerken, tarlada ekim yaparken, markette alışveriş yaparken aslında aynı sistemin parçasıyız.

Pasifik ısınıyor.

Bir yerde yağmur kesiliyor.

Başka yerde sel oluyor.

Bir ülkede pirinç üretimi düşüyor.

Başka ülkede soya üretimi artıyor.

Kakao pahalanıyor.

Kahve pahalanıyor.

Gıda enflasyonu yükseliyor.

Merkez bankası faiz indiremiyor.

Ve bütün bu zincirin sonunda dünyanın yoksul bir ülkesinde bir çocuk sıcak hava nedeniyle hayatını kaybediyor.

İşte El Niño’nun gerçek hikâyesi bu.

Velhasıl

2026’nın başında “El Niño geliyor mu?” diye sorduk.

Şimdi soru değişti:

El Niño ne kadar güçlü olacak ve biz ne kadar hazırlıklıyız?

WMO, El Niño’nun 2027’ye kadar sürmesini ve çok güçlü hale gelmesini bekliyor. NOAA çok güçlü bir olay olasılığını yüzde 90’ın üzerinde görüyor. Climate Impact Lab ise yalnızca sıcaklık kaynaklı ölümler açısından yüz binlerce insanın risk altında olabileceğini hesaplıyor.

Fakat El Niño’nun hikâyesini sadece “felaket geliyor” diye okumak da eksik.

Çünkü aynı iklim olayı bazı ülkelerde kuraklık yaratırken bazılarında yağışı artırabilir. Bir ürünün üretimini düşürürken başka bir ürünün üretimini artırabilir. Bir ülkenin ihracatını zayıflatırken başka bir ülkeye yeni bir pazar açabilir.

Mesele El Niño’nun iyi ya da kötü olması değil. Mesele, dünyanın bu yeni iklim gerçekliğine ne kadar hazırlıklı olduğu.

Çünkü iklim değişikliği çağında artık hava olayı sadece hava olayı değil.

Hava; gıda.
Hava; enerji.
Hava; enflasyon.
Hava; sağlık.
Hava; ticaret.
Hava; ekonomi.
Ve bazen hava, ölüm-kalım meselesi.

El Niño bize belki de 2027’nin değil, geleceğin dünyasının fragmanını gösteriyor.

REKLAM ALANI