Biz Dünyanın Misafiriyiz, Sahibi Değiliz
Bazen tek bir cümle, uzun bir kitaptan daha fazla düşündürür.
Yıllardır fabrikalarda, üretim sahalarında ve yönetim ekipleriyle yaptığım çalışmalarda benzer bir yanılgıya sıkça tanık oldum. İnsan, bulunduğu yeri, sahip olduğu unvanı ya da yönettiği sistemi kalıcı sanmaya başladığında değişime karşı direnç de başlıyor. Bir masa, bir makam, bir proje ya da bir başarı… Aslında hepsi bize emanet. Biz ise çoğu zaman onları kalıcı bir mülk gibi görüyoruz.
Toyota Üretim Sistemi’nin temel ilkelerinden biri olan Genchi Genbutsu, “Git, yerinde gör ve gerçeği kendi gözlerinle gözlemle.” der. Bu yaklaşım bana her zaman başka bir gerçeği de hatırlatır: Sahaya hükmetmek için değil, öğrenmek için gidersin. Çünkü süreç senin değil, sen sürecin geçici bir parçasısın.
Yöneticilerin en sık düştüğü hatalardan biri de budur. “Benim ekibim”, “benim departmanım”, “benim sistemim” demeye başladıkları anda eleştiriyi kişisel algılar, değişimi tehdit olarak görürler. Oysa liderlik, sahip olmak değil; emanet edileni geliştirebilmektir.
Yalın düşüncenin temelinde yer alan Kaizen anlayışı da bunu söyler. Hiçbir süreç kusursuz değildir. Bugünün en iyi uygulaması, yarının iyileştirme fırsatıdır. Eğer bir sisteme gereğinden fazla bağlanırsanız onu değiştiremezsiniz. Öğrenmenin önündeki en büyük engel, “artık oldu” düşüncesidir.
Bu bakış açısı yalnızca iş hayatı için değil, hayatın kendisi için de geçerlidir. Evlerimiz, makamlarımız, başarılarımız ve hatta zamanımız bile bize emanet. Kalıcı olan sahip olduklarımız değil, geride bıraktığımız değerdir.
Belki de gerçek özgürlük, daha fazlasına sahip olmakta değil; sahip olduklarını emanet bilerek yaşayabilmektedir. Çünkü misafir olduğunu unutmayan insan, hem daha mütevazı olur hem de değişime daha açık kalır.
Sonuçta hepimiz bir gün geldiğimiz yerden ayrılacağız. Geriye ise sahip olduklarımız değil, dokunduğumuz hayatlar ve bıraktığımız iz kalacak.