Kalemin Bedeli ve Sahipsiz Kalmayan Hakikat: Gazeteci İrfan Aydın
Dün ofisimde, mesleğimizin en çalkantılı süreçlerinden birini bizzat yaşamış kıymetli bir meslektaşımı, Üçüncü Göz Gazetesi’nin Baş Yazarı ve Genel Koordinatörü İrfan Aydın’ı ağırladım.
Hafızalarımızı tazelemekte fayda var. İrfan Aydın, Sedat Peker hakkında yayınladığı bir video sonrası kendini bir anda Türkiye’nin gündeminde bulmuştu. O dönem sosyal medyada esen sert rüzgarlar ve oluşan tepki iklimi henüz tazeyken, İrfan Aydın silahlı bir saldırıya uğradı. O puslu havada pek çok kişi saldırının adresini yanlış tahmin etti. Ancak gerçek kısa sürede ortaya çıktı; namlunun ucu Peker’i göstermiyordu. Aksine, bu saldırı ve sonrasındaki süreçte Sedat Peker, İrfan Aydın’a yönelik çok açık bir destek ve sahiplenme refleksi gösterdi.
Burada dikkat çekici olan, ikili arasında gelişen bu hukukun niteliğiydi. Sedat Peker ve İrfan Aydın arasındaki iletişim, sıradan bir çıkar ilişkisinin ötesine geçerek, zor zamanlarda kurulan bir dostluk ve mesleki bir saygı eksenine oturdu. Bir gazetecinin hedef gösterildiği, yalnızlaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde gelen bu destek, aslında yerel basının sahipsizliğine karşı verilmiş enteresan ama güçlü bir cevaptı.
İrfan Aydın’ın ödediği bedel sadece kurşunlarla sınırlı kalmadı. Yaptığı yolsuzluk haberleri, onu demir parmaklıkların ardına taşıdı. Bir gazetecinin, kamu yararını gözeterek yaptığı haberler nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılması, mesleğimizin boynundaki o görünmez kementtir. Ancak o süreçte sosyal medya, özellikle Facebook ve X gibi sosyal paylaşım platformları, halkın vicdan terazisinin ne kadar hassas olduğunu gösterdi. Vatandaşların İrfan Aydın için yazdığı destek mesajları, hukukun ve adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, kamu vicdanında da tecelli etmesi gerektiğini haykırıyordu. Halk, doğruyu söyleyenin cezalandırılmasına sessiz kalmamıştı.
Dünkü sohbetimizde İrfan Aydın’ın cezaevi sürecini, orada dört duvar arasında kurduğu hayalleri konuştuk. Bedenen içeride olsa da, zihnen Bursa sokaklarında, haberin peşinde koşmaya devam ettiğine şahit oldum. Bursa’nın gündemine dair yaptığı tespitler, sahadan hiç kopmadığını gösterdi. Geleceğe dair mesleki hedefleri ise yaşadığı onca zorluğa rağmen kaleminin mürekkebinin kurumadığının, aksine daha da bilendiğinin kanıtıydı.
Gazetecilik, dışarıdan göründüğü gibi ışıltılı bir dünya değil, bedel isteyen, riskli ve çoğu zaman yalnız yürünecek bir yoldur. İrfan Aydın’ın hikayesi, bu mesleğin ateşten gömlek giymek olduğunu, ancak dayanışmanın ve dik duruşun bu gömleği giyenleri nasıl ayakta tuttuğunu bize bir kez daha hatırlattı. Hoş geldin, geçmiş olsun ve yolun açık olsun İrfan Aydın.