Hav Hav Neslinden Kabe Yollarına Büyük Kimlik Kırılması
Dijital dünyanın o anlamsız gürültüsünde bir gün hav hav sesleriyle yankılanan kitlelerin, ertesi sabah Kabe yollarında ilahi söyleyen bir ritme eklemlenmesi sadece bir sosyal medya trendi olarak geçiştirilemez.
Bu durum aslında 2026 Türkiyesinin tam kalbinde yaşanan en büyük sosyolojik yarılmanın ve kimlik arayışının en çıplak halidir. Celal Karatüre isminin bir anda parlaması ve o meşhur havlama seslerinden en kadim maneviyata uzanan o keskin geçiş, sokağın nabzını tutamayanların asla anlayamayacağı bir hızla gerçekleşti. Gençlik dediğimiz o devasa yapı artık ne eski dünyanın ideolojik kalıplarına sığıyor ne de modernitenin vaat ettiği o sığ özgürlük alanlarında huzur bulabiliyor. Onlar hem internetin en absürt, en nihilist ve en kimliksiz köşelerinde dolaşıp anlamsızlığın zirvesine çıkıyor hem de aynı hızla ruhsal bir boşluğu dolduracak bir liman arıyorlar.
Şubat ayının bu son günlerinde, Türkiye ekonomisinin o ağır yükü altında ezilen her bir birey için hayat sadece rakamlardan ibaret değil. Diyanet İşleri Başkanlığının 2026 yılı için fitre miktarını iki yüz kırk lira olarak açıklaması, aslında sokağın gerçeğini bir kez daha yüzümüze çarptı. Dört kişilik bir ailenin sadece fitre bedelinin bile aylık bazda ulaştığı o rakamlar, bugün orta sınıfın bile sofrasındaki huzuru sorgulamasına neden oluyor. Pide kuyruklarındaki o sessiz bekleyiş, aslında sadece bir ekmek kavgası değil; bir adaletsizlik ve liyakat sorgulamasının dışa vurumudur. İnsanlar artık süslü vaatlerden, mükemmel kurgulanmış siyasi videolardan ve samimiyetsiz söylemlerden yoruldu. Tam da bu yüzden, Samsun’un bir mahallesinden yükselen o çiğ ve samimi ses, milyonlarca dolar harcanan seçim kampanyalarından daha fazla karşılık bulabiliyor.
Siyasetin o kaskatı koridorlarında hazırlanan gençlik stratejileri, bu hibrit kimliği okumaktan fersah fersah uzak kalıyor. Bir yanda gençleri tamamen muhafazakar bir kalıba sokmaya çalışanların inadı, diğer yanda ise onları sadece dijital birer tüketici sananların yanılgısı var. Oysa Karatüre örneğinde gördüğümüz o büyük kırılma, gençlerin aynı gün içinde hem o agresif dijital akımın bir parçası olabileceğini hem de akşam bir maneviyatın içinde kaybolabileceğini kanıtlıyor. Bu hız, bu geçişkenlik ve bu belirsizlik aslında önümüzdeki dönemin en büyük siyasi riskidir. Anket şirketlerinin son verilerinde kararsızların oranının hala çok yüksek seyretmesi, bu kitlenin hiçbir yere ait hissetmemesinden kaynaklanıyor. Onlar artık bir lidere biat etmek yerine, kendi yaşamlarının ham gerçekliğini kabul edecek bir dil arıyorlar.
Dünya genelinde de sistemlerin sarsıldığı, kurumların sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz ama Türkiye’deki bu kimlik kırılması çok daha derin bir sancıyı işaret ediyor. Ekonomik krizin getirdiği sınıfsal uçurum, lüks otellerdeki iftar menüleriyle halkın sofrası arasındaki o devasa fark, gençlerdeki adalet duygusunu her geçen gün daha da törpülüyor. Kabe’de hacılar tınısıyla huzur arayan o ses, aslında bir anlamda bugünün dünyasından bir kaçış, bir sığınma talebidir. Eğer bu talep doğru okunmaz ve toplumun en temel ihtiyacı olan o samimiyet ve şeffaflık tesis edilmezse, sandık günü uyanılacak olan o sabah, tüm yerleşik hesapları altüst edecek kadar sert bir dalga getirebilir. Hav hav diyerek o dijital kaosun içinde kaybolan gencin yarın neye göre karar vereceğini kestirmek, ancak o gencin hem telefonundaki uygulamayı hem de gönlündeki boşluğu aynı anda görebilmekle mümkündür.
Bu büyük değişim sadece bir kişinin popülerliğiyle açıklanamaz; bu bir kuşağın sessiz ama derinden gelen çığlığıdır. Eski dünyanın siyasetçileri omuzlarındaki o ağır yüklerle hala dünü anlatırken, dışarıda fırtına çoktan yön değiştirdi bile. Artık güven, takipçi sayılarından ya da gösterişli binalardan değil, sokağın en yalın ve en dürüst gerçeğinden geçiyor. 2026 Türkiyesi, bu absürt ama bir o kadar da sahici kimlik kırılmasıyla yeni bir yol ararken, bu sesi duymayan her türlü strateji tarihin tozlu raflarında yerini almaya mahkumdur.