Direksiyon Başında Özgürlükten, Algoritmik Vesayete
The Jetsons evreninde, teknoloji insanın hizmetkârıydı. Bir düğmeye basınca yemek geliyor, arabalar uçuyor, hayat hafifliyordu.
Ama bugün geldiğimiz yer bambaşka:
Uçan arabalar yok.
Ama arabayı durduran algoritmalar var. Otomobil, modern insanın en güçlü özgürlük metaforuydu. Yol, seçim demekti. Direksiyon, kontrol.
Ama şimdi o direksiyonun arkasında görünmeyen bir ortak var: yazılım.
2021’de kabul edilen Infrastructure Investment and Jobs Act ile birlikte, 2027’den itibaren ABD’de satılan tüm araçlara “sürücü izleme ve müdahale” sistemleri zorunlu hale geliyor.
Resmi gerekçe açık:
Alkollü sürüşü önlemek.
Ama kullanılan teknoloji?
• Göz hareketi takibi
• Yüz analizi
• Direksiyon davranışı ölçümü
• Sürekli kayıt
Yani mesele artık “alkollü müsün?” değil.
Mesele: “Sisteme göre uygun musun?”
GÜVENLİK Mİ, GÖZETİM Mİ?
Evet, alkollü sürüş ciddi bir sorun.
Her yıl yaklaşık 13 bin insan hayatını kaybediyor.
Ama sorulması gereken soru şu:
Çözüm, herkesi sürekli izlemek mi?
Zaten mevcut bir çözüm var:
Ateşleme kilidi (ignition interlock) sistemleri.
Bilimsel çalışmalar bu cihazların etkisini net biçimde ortaya koyuyor:
Centers for Disease Control and Prevention verilerine göre bu sistemler, tekrar suç işleme oranını %70’e kadar azaltabiliyor.
Yani hedefe yönelik, kanıtlanmış bir çözüm var.
Ama tercih edilen yol, herkesi kapsayan bir gözetim mimarisi.
Bu bir teknoloji tercihi değil.
Bu bir yönetim tercihi.
ARABANIZ ARTIK BİR VERİ MERKEZİ
Bugün birçok otomobil markası zaten bu altyapıyı kurmuş durumda:
• Ford Motor Company biyometrik veri toplayan sistemler için patent başvurusu yaptı
• Tesla sürücü izleme sistemlerini aktif kullanıyor
• General Motors ve BMW benzer yazılımları entegre etti
Smart Eye verilerine göre bu sistemler milyonlarca araçta aktif.
Peki bu ne demek?
Şu demek:
Arabanız artık sadece sizi taşıyan bir makine değil.
Sizi kaydeden, analiz eden ve gerektiğinde yargılayan bir sistem.
YOL KENARINDA DURDURULAN HAYATLAR
Thomas Massie’nin anlattığı senaryo aslında distopya değil, teknik olarak mümkün bir gerçeklik:
Kaygan yolda manevra yapıyorsunuz.
Bir köpek fırlıyor. Kaçıyorsunuz.
Ambulans geliyor. Kenara çekiliyorsunuz.
Algoritma diyor ki:
“Düzensiz davranış.”
Ve sonra?
Araç kendini durduruyor.
Kışın ortasında.
Çocuklar arka koltukta.
Siz artık sürücü değilsiniz.
Bu noktada soru değişiyor:
Hata yapma hakkı kime ait? İnsana mı, makineye mi?
VERİ, YENİ DELİL
Araç içi kameralar sadece sizi izlemiyor.
Sizi kaydediyor.
Bir tartışma.
Bir telefon konuşması.
Bir sessizlik.
Hepsi veri.
Ve bu veriler:
• Mahkemede delil olabilir
• Sigorta şirketleri tarafından talep edilebilir
• Kolluk kuvvetleri tarafından erişilebilir
Electronic Frontier Foundation yıllardır uyarıyor:
“Bağlantılı araçlar, kişisel mahremiyet için en büyük yeni tehditlerden biri.”
GELECEK: KONFOR MU, KONTROL MÜ?
Teknoloji bize hep aynı vaadi sundu:
Daha kolay, daha hızlı, daha güvenli.
Ama artık başka bir şey de sunuyor:
Daha çok izleme.
Daha çok veri.
Daha az kontrol.
Telefon cebimize girdi, bizi izledi.
İş yerinde yazılımlar performansımızı ölçtü.
Şimdi sıra arabada.
Son özgür alanlardan biri de kapanıyor.
VELHASIL;
Bize uçan arabalar vaat edilmişti.
Ama biz, yere daha sıkı bağlanan insanlar olduk.
Direksiyon hâlâ elimizde gibi görünüyor.
Ama karar artık bizim değil.
Güvenlik ile özgürlük arasındaki çizgi, sessizce yer değiştirdi.
Ve biz bunu, bir yasa maddesinin içinde fark ettik.
Asıl mesele şu:
Yol kimin?
Eğer cevap artık “algoritma” ise,
o zaman biz sadece yolcu değiliz, veriyiz.