Dolar 47,7399
Euro 55,1239
Altın 6.738,56
BİST 13.673,23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 32°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
32°C
Hafif Yağmurlu
Çar 34°C
Per 33°C
Cum 29°C
Cts 29°C

Afrika’ya Kim Girerse Geleceğin Gıda Pazarını O Kuracak

11 Ağustos 2026 10:00
A+
A-

Çin tarlaya yatırım yapıyor, biz hâlâ ekrana çıkıp Afrika’yı anlatıyoruz Bir ülkeye ürün satmak için önce o ülkeye ürün götürmek gerekir diye düşünürüz.

Oysa geleceğin ticaretinde kural değişti.

Artık ülkeler sadece mal satmıyor.
Önce ilişki kuruyor, altyapı oluşturuyor, teknoloji taşıyor, insan yetiştiriyor, güven inşa ediyor.

Sonra pazar zaten geliyor.

Bugün Afrika bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Çin, Afrika’ya yalnızca ihracat yapan bir ülke değil.
Afrika’nın enerji, ulaşım, altyapı ve tarım dönüşümünde aktif bir aktör olmaya çalışıyor.

2000 yılından bu yana Çin ve Çin destekli kurumların Afrika ülkelerine sağladığı finansmanın 180 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

Bu yatırımların önemli bölümü;

limanlara,
demiryollarına,
enerji projelerine,
sulama altyapısına,
tarımsal mekanizasyona,
kırsal kalkınmaya yöneldi.

Tarım alanında yapılan yatırımlar ise bize önemli bir ders veriyor.

Bir araştırmaya göre Çin’in 2000-2024 yılları arasında Afrika ülkelerine sağladığı tarım kredileri yaklaşık 2,26 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Ancak burada kritik bir ayrıntı var:

Çin daha çok üretim kapasitesine yatırım yaptı.

Sulama sistemleri…
Tarım makineleri…
Çiftlik geliştirme projeleri…

Ama gıda zincirinin en kritik halkaları olan;

depolama,
soğuk zincir,
gıda işleme,
pazar erişimi

daha sınırlı kaldı.

Araştırmaya göre Çin tarım kredilerinin yalnızca yaklaşık yüzde 3’ü depolama ve soğuk zincire, yüzde 2’den azı ise gıda işleme yatırımlarına ayrıldı.

Bu bize başka bir gerçeği gösteriyor:

Tarım artık sadece tarlada başlamıyor.

Tarladan sonraki süreç, yani değer zinciri, asıl ekonomik gücü oluşturuyor.

Peki Türkiye Afrika’ya nasıl bakıyor?

Türkiye’nin Afrika ile ilişkileri son yıllarda önemli ölçüde gelişti.

Türk ürünleri Afrika pazarlarında var.

Türk müteahhitleri Afrika’da projeler yapıyor.

Türk Hava Yolları birçok Afrika şehrine uçuyor.

Türk dizileri, Türk kahvesi ve Türk kültürü Afrika’da ciddi bir yumuşak güç oluşturuyor.

Afrika toplumlarında Türkiye’ye yönelik önemli bir sempati de var.

Ancak kritik soru şu:

Bu sempatiyi ekonomik ortaklığa ne kadar dönüştürebiliyoruz?

Çünkü Afrika artık sadece gidilip ürün satılacak bir pazar değil.

Afrika, dünyanın gelecekteki en büyük üretim ve tüketim merkezlerinden biri.

1,4 milyarı aşan nüfusuyla Afrika kıtası, önümüzdeki yıllarda hem gıda talebinin hem genç iş gücünün merkezi olacak.

Bugün Afrika’nın en büyük ihtiyacı sadece daha fazla gıda değil.

Daha verimli üretim.

Daha güçlü tarım altyapısı.

Daha iyi depolama.

Daha fazla teknoloji.

Daha fazla eğitim.

Tam da burada şu soruyu sormamız gerekiyor:

Türkiye Afrika’yı hâlâ bir televizyon programı, belgesel konusu veya ihracat pazarı olarak mı görüyor?

Yoksa geleceğin stratejik ortağı olarak mı?

Çin ve İsrail’in farkı: Önce ekosistem kuruyorlar

Çin’in Afrika stratejisindeki temel yaklaşım şu:

Önce altyapıya gir.

Önce ilişki kur.

Önce sistemi oluştur.

Sonra ticaret zaten gelir.

Benzer şekilde İsrail de Afrika ülkelerinde;

sulama teknolojileri,
tarım eğitimi,
su yönetimi,
tarım teknolojileri

alanlarında uzun yıllardır aktif.

Elbette bu ülkelerin yatırımlarının arkasında ekonomik ve jeopolitik hedefler de var.

Hiçbir ülke sadece iyilik yapmak için dış politika yürütmez.

Ülkeler gelecekteki pazarlarını, kaynaklarını ve stratejik ilişkilerini bugünden inşa eder.

Çünkü ticaret artık sadece konteyner göndermek değildir.

Ticaret artık;

güven,

bilgi,

teknoloji,

yatırım,

insan ilişkisi

üzerinden büyür.

Türkiye neden tarım diplomasisini sadece tanıtım olarak görüyor?

Türkiye’nin Afrika’da çok önemli avantajları var.

Tarım bilgisi var.

İklim çeşitliliği var.

Gıda sanayisi güçlü.

Tohumdan seraya, sulamadan işleme teknolojilerine kadar önemli bir kapasitesi bulunuyor.

Ama bu kapasiteyi dış politikaya yeterince taşıyabiliyor muyuz?

Tarım diplomasisi sadece bir ülkede Türk kahvesi tanıtmak mıdır?

Bir festival düzenlemek midir?

Bir fuarda stant açmak mıdır?

Yoksa;

o ülkeye gidip tarım okulları kurmak,

çiftçilere eğitim vermek,

ortak üretim modelleri geliştirmek,

soğuk zincir altyapısına yatırım yapmak,

yerel şirketlerle ortaklık kurmak,

bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak mıdır?

Asıl soru burada başlıyor.

Sudan örneği bize ne anlatıyor?

Türkiye’nin geçmişte Sudan’da tarımsal üretim için arazi kiralama ve yatırım yapma girişimleri olmuştu.

Ancak teknik, ekonomik ve siyasi nedenlerle bu süreç ilerleyemedi.

O dönem tartışmalar daha çok “toprak kiralama” üzerinden yürüdü.

Oysa bugün dünyadaki yeni yaklaşım farklı.

Artık mesele sadece arazi sahibi olmak değil.

Mesele;

yerel kapasite oluşturmak,

teknoloji taşımak,

üretim zinciri kurmak,

yerel insan kaynağını geliştirmek.

Belki de Türkiye’nin yeni nesil Afrika vizyonu burada başlamalı.

Yeni pazarlar çantayla değil, ortaklıkla kazanılıyor

Dünyanın büyük ihracatçıları artık sadece ürün satmıyor.

Pazar hazırlıyor.

Çin bunu yapıyor.

İsrail bunu yapıyor.

Avrupa ülkeleri bunu yapıyor.

Önce ilişki kuruyorlar.

Önce yatırım yapıyorlar.

Önce güven oluşturuyorlar.

Sonra ürünlerini o pazarlara yerleştiriyorlar.

Türkiye’nin ise güçlü olduğu alanlardan biri olan tarımı, dış politikanın stratejik araçlarından biri haline getirmesi gerekiyor.

Çünkü geleceğin rekabeti sadece fabrikalar arasında değil.

Gıda sistemleri arasında yaşanacak.

Ve gelecekte ülkeler sadece “kim daha fazla üretiyor?” diye değil;

“kim başka ülkelerin üretim kapasitesine katkı sunabiliyor?”

diye yarışacak.

Belki de Türkiye’nin Afrika’ya bakışını değiştirme zamanı geldi.

Afrika bizim için sadece ihracat pazarı değil.

Sadece kültürel bağ kurulan bir coğrafya değil.

Afrika, Türkiye’nin tarım teknolojisi, bilgi birikimi ve girişimcilik kapasitesiyle ortak geleceğini inşa edebileceği stratejik bir alan olabilir.

Çünkü yeni dünyanın ticaret kuralı çok açık:

Önce değer üret.
Sonra pazar gelir.

REKLAM ALANI