El Niño’yu Yanlış Anladınız: Aynı İklim Olayı Bir Yerde Kuraklık, Başka Bir Yerde Sel Getiriyor
El Niño denildiğinde akla çoğu zaman aşırı yağışlar, taşkınlar ve seller geliyor.
Oysa Pasifik Okyanusu’nda başlayan bu iklim olayı, dünyanın bir ucunda şehirleri sular altında bırakırken binlerce kilometre uzakta tarlaları kurutabiliyor, ormanları yakabiliyor, gıda üretimini azaltabiliyor. Çünkü El Niño’nun meselesi yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değil, yağışın dünyanın neresine düştüğü.
İklimi anlamak için bazen gökyüzüne değil, okyanusa bakmak gerekiyor. Çünkü dünyanın bir yerinde yağan yağmurun, başka bir yerde yaşanan kuraklığın ve bir başka coğrafyada çıkan orman yangınının hikâyesi, binlerce kilometre uzaktaki bir su kütlesinde başlayabiliyor.
El Niño tam da böyle bir hikâye.
Pasifik Okyanusu’ndaki yüzey sularının alışılmadık biçimde ısınmasıyla ortaya çıkan El Niño, yalnızca okyanusun sıcaklığını değiştirmiyor. Atmosferdeki hava hareketlerini, yağış kuşaklarını, rüzgârları ve fırtınaların izlediği yolları da etkiliyor. Sonuçta dünyanın bazı bölgeleri normalden fazla yağış alırken bazı bölgelerde yağmurlar azalıyor, sıcaklıklar yükseliyor ve kuraklık riski artıyor.
Dolayısıyla El Niño’yu yalnızca yağmurla, sellerle ya da aşırı hava olaylarıyla açıklamak, iklim sisteminin en önemli bağlantılarından birini gözden kaçırmak demek. El Niño, suyun ve enerjinin gezegen üzerindeki dağılımını değiştiren büyük bir okyanus-atmosfer olayı.
Her şey Pasifik’te başlıyor
Normal koşullarda tropikal Pasifik üzerinde doğudan batıya doğru esen ticaret rüzgârları, sıcak yüzey sularını Endonezya ve çevresine doğru taşır. Batı Pasifik’te sıcak su birikirken doğu Pasifik’te okyanusun derinliklerinden daha soğuk sular yüzeye çıkar. Böylece iki bölge arasında belirgin bir sıcaklık farkı oluşur.
Sıcak su daha fazla buharlaşma demektir. Buharlaşan su atmosfere yükselir, soğur ve yoğunlaşarak bulutları ve yağışı oluşturur. Bu nedenle Endonezya ve batı Pasifik çevresi normalde bol yağış alırken Peru kıyıları ve doğu Pasifik’in bazı bölgeleri daha kurak koşullara sahiptir.
Bu düzen yalnızca okyanusun kendi içindeki bir hareket değildir. Okyanus ile atmosfer birbirini sürekli etkiler. Sıcak suların üzerinde yükselen nemli hava, atmosferdeki dolaşımı besler; bu dolaşım da rüzgârların ve okyanus akıntılarının devamını sağlar. Bilim insanlarının Walker dolaşımı olarak adlandırdığı bu sistem, tropikal Pasifik’in iklim düzeninde önemli bir rol oynar.
El Niño sırasında ise bu alışılmış düzen bozulmaya başlar.
Ticaret rüzgârları zayıflar. Batıya taşınan sıcak suların bir bölümü orta ve doğu Pasifik’e yayılır. Okyanusun doğusunda deniz yüzeyi ısınırken, yağış üreten nemli havanın yükseldiği ana bölge de doğuya kayar. Böylece normalde bir bölgede yoğunlaşan yağış başka bir bölgeye taşınır.
İşte El Niño’nun iki farklı yüzü burada ortaya çıkar: Bir yerde yağışın artması, başka bir yerde yağışın azalmasıyla birlikte yaşanabilir.
Bir yerde sel, başka bir yerde susuzluk
El Niño dönemlerinde Peru kıyılarının bazı kesimlerinde şiddetli yağışlar ve seller görülebilir. Normalde kurak koşullara alışkın olan bölgeler, kısa sürede aşırı yağışlarla karşılaşabilir. Altyapı, tarım alanları ve yerleşimler bu ani değişime hazırlıklı değilse yağışın zararı daha da büyür.
Aynı sırada Endonezya ve batı Pasifik çevresindeki bazı bölgelerde tam tersi yaşanabilir. Atmosferdeki hava hareketleri değiştiği için bulut oluşumu ve yağış zayıflar. Yağışın azalması, sıcaklıkların yükselmesi ve toprağın nem kaybetmesi kuraklık riskini artırır. Ormanlar ve özellikle turbalık alanlar kurudukça yangın çıkma ve yangınların yayılma riski de yükselir.
1997–1998 ve 2015–2016 dönemlerindeki güçlü El Niño olayları, Endonezya’da yaşanan büyük orman yangınlarıyla ilişkilendirildi. 2015’teki yangınlar, bölgedeki karbon salımlarını olağanüstü boyutlara taşıdı. Burada yaşanan yalnızca ağaçların yanması değildi; kuruyan turbalıklarda biriken karbonun atmosfere salınması, iklim krizini daha da ağırlaştıran bir sonuç yarattı.
Bir başka deyişle El Niño, bir coğrafyada su fazlası, diğerinde su açığı yaratabilir. Fakat bu, gezegenin bir yerinden eksilen yağmurun matematiksel olarak başka bir yere aktarıldığı anlamına gelmez. Değişen, atmosferin suyu ve enerjiyi taşıma biçimidir.
Etkisi Pasifik’le sınırlı değil
El Niño’nun asıl dikkat çekici özelliği, etkilerinin başladığı okyanusun çok ötesine uzanabilmesidir. Bilim insanları bu uzak bağlantıları “telebağlantılar” olarak adlandırıyor.
Pasifik’te yağışın ve yükselen havanın yeri değiştiğinde atmosferin üst katmanlarındaki enerji dağılımı da değişir. Bunun sonucunda binlerce kilometre uzaktaki rüzgârlar, yağış sistemleri ve fırtına güzergâhları etkilenebilir.
Sahel kuşağı gibi bazı bölgelerde El Niño, yağışların azalması ve daha kuru koşulların oluşmasıyla ilişkilendirilebilir. Daha az bulut, güneş ışığının yeryüzüne daha fazla ulaşmasına neden olur. Toprak ısındıkça ve nemini kaybettikçe kuraklık daha da ağırlaşabilir.
El Niño’nun etkileri Hint Okyanusu üzerinden de şekillenebilir. Hint Okyanusu Dipolü gibi okyanus-atmosfer olaylarıyla kurduğu etkileşim, Doğu Afrika ve Hindistan’ın bazı bölgelerindeki yağışları değiştirebilir. Avrupa’da, özellikle İngiltere’de sonbahar ve kış hava koşulları üzerinde de etkiler görülebilir. Ancak bu uzak bağlantıların gücü ve yönü her olayda aynı değildir; yerel hava sistemleri ve başka iklim salınımları da sonucu belirler.
Burada önemli bir ayrım var: El Niño bir hava durumu tahmini değildir. Belirli bir gün nerede yağmur yağacağını, hangi kentin sel yaşayacağını ya da hangi tarlanın kuruyacağını tek başına söylemez. Belirli bölgelerde bazı hava koşullarının görülme olasılığını değiştirir. Etkisi, başka iklim olaylarıyla ve yerel koşullarla birleştiğinde ortaya çıkar.
Nitekim El Niño dönemlerinde normalde kuraklık beklenen bir yerde sel yaşanabilir. Bir ülkenin genelinde muson yağışları azalırken bazı eyaletleri aşırı yağışlarla karşılaşabilir. Bu bir çelişki değil; küresel iklim sisteminin aynı anda farklı ölçeklerde çalışan süreçlerinin sonucudur.
Tarım için asıl mesele: Yağmurun miktarı kadar zamanı ve yeri
El Niño’yu tarım açısından önemli kılan, yalnızca yağış miktarını değiştirmesi değil, üretimin dayandığı iklim takvimini de sarsabilmesidir.
Bir bölgede yağışın azalması, ekim zamanının gecikmesi, tohumun çimlenememesi, sulama ihtiyacının artması ve ürün veriminin düşmesi anlamına gelebilir. Toprak nemi azaldığında bitkiler su stresine girer; sıcaklıkların yükselmesi de bu baskıyı artırabilir. Hayvancılıkta mera verimliliği gerileyebilir, hayvanların su ve yem ihtiyacı artabilir.
Başka bir bölgede ise yağışın aşırılaşması tarlaları su altında bırakabilir, toprak erozyonunu hızlandırabilir, besin maddelerinin topraktan yıkanmasına ve hasadın gecikmesine neden olabilir. Tarımsal üretim için yalnızca yağmurun yağması değil, doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru yerde yağması gerekir.
Üstelik bu etkiler tarlada bitmiyor. Üretim azalırsa gıda arzı daralabilir; yem, tahıl, yağlı tohumlar ve diğer tarımsal ürünlerin fiyatları etkilenebilir. Kuraklık sulama maliyetlerini, aşırı yağış ise drenaj, onarım ve yeniden ekim giderlerini artırabilir. Limanlardan karayollarına, depolardan enerji üretimine kadar uzanan tedarik zincirleri de aşırı hava olaylarından etkilenebilir.
Böylece Pasifik’te başlayan bir iklim olayı, binlerce kilometre uzakta bir çiftçinin maliyetine, bir ülkenin gıda ithalat faturasına ve tüketicinin sofrasındaki fiyatlara kadar uzanan sonuçlar yaratabilir. Ancak bu sonuçların büyüklüğü, olayın şiddetinin yanı sıra ülkelerin hazırlığına, sulama kapasitesine, ürün desenine, stoklarına ve ticaret politikalarına da bağlıdır.
İklim krizi ile El Niño aynı şey değil
El Niño’yu anlamak kadar, onu küresel ısınmayla karıştırmamak da önemli.
El Niño, doğal iklim değişkenliğinin bir parçasıdır. Pasifik Okyanusu ile atmosfer arasındaki etkileşimlerden kaynaklanır; birkaç yıl aralıklarla ortaya çıkar ve zamanla zayıflayarak yerini nötr koşullara ya da La Niña adı verilen karşıt evreye bırakabilir.
İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel ısınma ise uzun vadeli bir sıcaklık artışıdır. İki süreç birbirinden farklı olsa da aynı anda yaşanabilir ve birbirlerinin etkilerini değiştirebilir. Dünya zaten daha sıcak bir iklimdeyken güçlü bir El Niño, küresel sıcaklıkların daha da yükseldiği dönemlere katkıda bulunabilir. Daha sıcak bir atmosferin daha fazla nem tutabilmesi de bazı koşullarda şiddetli yağışların potansiyelini artırabilir.
Ancak bundan, El Niño yaşanan her yerde yağışların artacağı ya da her El Niño olayının bir öncekinden daha yıkıcı olacağı sonucu çıkarılamaz. El Niño olayları birbirinin kopyası değildir. Etkileri; Pasifik’teki ısınmanın nerede yoğunlaştığına, ne kadar sürdüğüne, diğer okyanusların durumuna ve bölgesel hava sistemlerine göre değişebilir.
Bu nedenle iklim risklerini değerlendirirken tek bir kavrama ya da tek bir küresel tahmine bakmak yeterli değildir. Bölgesel tahminler, mevsimsel erken uyarı sistemleri, su yönetimi, tarımsal planlama ve afet hazırlığı birlikte ele alınmalıdır.
Velhasıl…
El Niño’yu yanlış anlamak, onu yalnızca yağmurla özdeşleştirmekle başlıyor. Oysa El Niño, bazı coğrafyalara aşırı yağış ve sel getirirken başka coğrafyalarda kuraklığı, sıcaklığı ve yangın riskini artırabilen küresel bir iklim düzenleyicisi.
Bir yerde suyun fazlası yaşamı tehdit ederken başka bir yerde suyun yokluğu üretimi ve geçim kaynaklarını tehlikeye atabiliyor. Üstelik aynı ülke, hatta aynı bölge, aynı dönemde hem kuraklık hem de yıkıcı seller yaşayabiliyor.
İklim değiştikçe yalnızca ne kadar yağmur yağdığını değil, yağmurun nerede, ne zaman ve hangi şiddette yağdığını da anlamak zorundayız. Çünkü tarımın, gıda güvenliğinin ve kentlerin geleceğini belirleyen, gökyüzünden düşen suyun miktarı kadar onun dağılımı ve zamanlaması.
El Niño’nun bize hatırlattığı gerçek şu: Dünya’nın iklimi birbirinden kopuk bölgelerin toplamı değil, bir yerdeki değişimin başka bir yerde hayatı değiştirebildiği tek bir sistem.