Darbelerin Takvimi Olur, Mazereti Olmaz
Türkiye, 27 Mayıs 1960 sabahına radyodan okunan bir bildiriyle uyandı. Milletin oyuyla oluşan siyasi düzen silah zoruyla ortadan kaldırıldı, Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi ve anayasal hayat askıya alındı. Cumhuriyet tarihinin ilk askerî darbesi, sonraki müdahalelerin de karanlık kapısını araladı.
Aradan geçen 65 yıla rağmen Yassıada’da yaşananlar milletin hafızasından silinmedi. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, bakanlar ve milletvekilleri aylarca ağır şartlar altında tutuldu. Yargılama görüntüsü verilen sürecin sonunda Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi.
Siyasi iktidarlar eleştirilebilir, seçimle değiştirilebilir ve hukuk önünde hesap verebilir. Ancak hiçbir hata, hiçbir gerilim ve hiçbir siyasi anlaşmazlık, millet iradesinin silahla ortadan kaldırılmasına gerekçe olamaz. Darbenin bahanesi çoktur; meşruiyeti ise yoktur.
27 Mayıs’ın Türkiye’ye bıraktığı en ağır miras, ordunun ve sivil siyasetin arasına yerleştirilen vesayet düşüncesidir. Bu anlayış 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta ve farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktı. Her müdahale ülkenin hukukuna, ekonomisine ve toplumsal barışına ağır bedeller ödetti.
Demokrasi yalnızca sandığı kazanmak değildir. Kaybetmeyi kabul etmek, hukuka bağlı kalmak, seçilmiş iradeye saygı göstermek ve devletin kurumlarını siyasi hesapların dışında tutmaktır. Aynı ölçü, iktidarlar kadar muhalefet ve bütün kamu kurumları için de geçerlidir.
Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Hasan Polatkan’ı rahmetle anıyorum. 27 Mayıs’tan çıkarılacak hüküm açıktır: Türkiye’nin yönünü silahlar değil millet belirler. Darbelerin takvimi olabilir, fakat hiçbir zaman haklı bir mazereti olamaz.