MİLYARDERLERİN YENİ ALTIN HÜCUMU: SAĞLIK, BİYOTEKNOLOJİ VE ÖLÜMSÜZLÜK!
Teknoloji milyarderleri servetlerini artık yalnızca yapay zekâya, uzaya ve dijital dünyaya yatırmıyor.
Yeni hedefleri insan hücresi, kanser, yaşlanma, genetik ve yaşamın kendisi. Bilim dünyasına milyarlarca dolar akıyor. Ancak giderek büyüyen bir soru var: İnsanlığın geleceğini kim tasarlayacak; bilim insanları mı, devletler mi, yoksa dünyanın en zengin insanları mı?
Dünyanın en zengin insanları yeni bir yarışa girdi. Bu kez yarışın pistinde teknoloji şirketleri, borsalar veya uzay araçları yok. Laboratuvarlar, insan hücreleri, kanser araştırmaları, genetik, yaşlanma ve biyoteknoloji var.
Teknoloji milyarderleri, insanlığın en büyük sorunlarından bazılarını çözmek için bilim dünyasına milyarlarca dolar aktarıyor. Sağlık ve biyomedikal araştırmalar, Silikon Vadisi’nin yeni yatırım sahasına dönüşüyor.
Nature dergisinde Heidi Ledford imzasıyla yayımlanan araştırma, bu dönüşümün boyutlarını gözler önüne seriyor. Üstelik bu yalnızca hayırseverlik hikâyesi değil. Bilimin nasıl finanse edildiğini, hangi hastalıkların araştırılacağını, hangi teknolojilerin geliştirileceğini ve geleceğin sağlık sisteminin kimler tarafından şekillendirileceğini ilgilendiren büyük bir güç değişimi.
ÖLÜMSÜZLÜĞÜN FİYATI: 3 MİLYAR DOLAR!
Jeff Bezos ve teknoloji yatırımcısı Yuri Milner’ın desteklediği Altos Labs, 2022 yılında 3 milyar dolarlık finansmanla kuruldu. Şirketin odağında yaşlanma biyolojisi ve hücrelerin yeniden programlanması var. Henüz ilaç adayı bulunmayan yeni bir biyoteknoloji şirketinin kuruluş aşamasında bu büyüklükte kaynak toplaması, bilim dünyasında alışılmışın dışında bir gelişmeydi.
Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ve eşi Priscilla Chan’ın kurduğu Chan Zuckerberg Initiative (CZI) ise temel bilimsel araştırmalara ve farklı alanlara yaklaşık 4 milyar dolar harcadı. Önümüzdeki on yılda 10 milyar dolara kadar yeni kaynak ayırmayı planlıyor.
CZI, Nisan ayında insan hücrelerinin davranışlarını tahmin edebilecek yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi için 500 milyon dolarlık kaynak ayıracağını duyurdu.
Amaç yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil; insan hücresini daha iyi anlamak, biyolojiyi hesaplanabilir hale getirmek ve geleceğin tıbbına yeni araçlar kazandırmak.
OPENAI DE SAĞLIKTA!
Yapay zekâ yarışının en büyük oyuncularından OpenAI de biyomedikal araştırmaların finansmanında yerini alıyor.
OpenAI Vakfı, sağlık, hastalık tedavileri ve yapay zekâ dayanıklılığı alanlarında kullanılmak üzere 25 milyar dolarlık kaynak ayırma taahhüdünde bulundu. Vakıf, Alzheimer araştırmaları için 100 milyon doların üzerinde, yaşam bilimleri veri projeleri için ise 125 milyon dolar kaynak açıkladı.
Google’ın kurucu ortaklarından Sergey Brin, Parkinson hastalığı araştırmalarına 1 milyar dolardan fazla bağış yaptı. Facebook’un ilk yöneticilerinden Sean Parker, kanser immünoterapisi araştırmalarına yüz milyonlarca dolar aktardı.
Sam Altman’ın yaşlanma ve uzun ömür üzerine çalışan Retro Biosciences şirketine yatırımı yaklaşık 180 milyon dolar.
Google desteğiyle kurulan Calico Life Sciences da yaşlanmayla mücadele ve hastalıkların tedavisine odaklanıyor.
Bill Gates ise önümüzdeki yirmi yılda yaklaşık 200 milyar dolar bağışlayacağını açıkladı. Gates Vakfı’nın aşı geliştirme ve bulaşıcı hastalıklarla mücadeledeki rolü, özel servetlerin küresel sağlık üzerindeki etkisinin en büyük örneklerinden biri.
Silikon Vadisi’nin sağlık yatırımları bunlarla sınırlı değil.
2021 yılında teknoloji girişimcileri ve diğer hayırseverler, karmaşık hastalıkların temel nedenlerini araştırmak amacıyla Arc Enstitüsü’nün kurulmasına 650 milyon dolar kaynak sağladı.
Eric Schmidt’in kısmen finanse ettiği Convergent Research ise bilimsel ve mühendislik sorunlarını çözmek için farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getiren yeni araştırma kuruluşları oluşturuyor.
DEVLETİN YAPAMADIĞINI MİLYARDERLER Mİ YAPACAK?
Bu yatırım dalgasının en önemli özelliklerinden biri, kamu araştırma fonlarından farklı bir yaklaşım benimsemesi.
Devlet destekli araştırmalar çoğunlukla belirli bütçelere, başvuru süreçlerine ve hesap verme mekanizmalarına bağlı. Özel sermaye ise daha yüksek riskli, uzun vadeli ve sonuçları belirsiz araştırmalara kaynak aktarabiliyor.
Örneğin Arc Enstitüsü, araştırmacılara geleneksel devlet hibelerinden daha fazla hareket alanı sağlayan koşulsuz finansman modeliyle öne çıkıyor.
CZI’nin İleri Biyolojik Görüntüleme Enstitüsü; mühendisleri, fizikçileri, bilgisayar bilimcilerini ve biyologları bir araya getirerek hücre içindeki süreçleri protein düzeyinde görüntülemeyi hedefliyor.
Arcadia Science ise alışılmış laboratuvar modellerinin dışına çıkarak daha çeşitli canlı organizmaları araştırıyor. Laboratuvar protokollerini, kodlarını ve veri kümelerini açık biçimde yayımlamasıyla da dikkat çekiyor.
Bunlar bilimin geleceği açısından önemli gelişmeler. Çünkü bazı keşifler kısa vadeli ticari kazanç getirmiyor. Ancak uzun vadede insanlığın sağlık, gıda ve yaşam kalitesini değiştirebiliyor.
PEKİ BİLİMİN SAHİBİ KİM?
Bütün bu büyük yatırımların bir de tartışmalı tarafı var.
Bilim insanları ve araştırma politikası uzmanları, özel servetlerin bilimsel gündemi belirlemesinden endişe ediyor. Çünkü milyarderlerin hangi araştırmalara kaynak aktaracağına karar vermesi, hangi bilimsel sorunların öncelik kazanacağını da etkileyebilir.
Yaşlanmayı geciktirmek, insan ömrünü uzatmak veya insan embriyolarında gen düzenleme gibi tartışmalı alanlara yapılan yatırımlar önemli etik soruları beraberinde getiriyor.
Nature’ın haberinde dikkat çekilen bir başka konu da hayırseverlik ile ticari yatırım arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesi.
Örneğin CZI, geleneksel bir vakıf yerine limited şirket yapısıyla kuruldu. Bu model, yatırımların nasıl kullanılacağı konusunda daha fazla esneklik sağlarken kamuya açıklama ve denetim mekanizmalarını da farklılaştırıyor.
Stanford Üniversitesi’nden siyaset bilimci Rob Reich’in dikkat çektiği gibi, hayırseverlikte bağışçılar seçimle iş başına gelmiyor. Dolayısıyla milyarlarca dolarlık bilim yatırımlarını yönlendiren kişilerin topluma karşı nasıl hesap vereceği önemli bir soru.
Üstelik teknoloji şirketlerinin geliştirdiği yapay zekâ, biyoteknoloji ve sağlık teknolojilerine yine aynı şirketlerin kaynak aktarması, bilimin geleceğinde ekonomik gücün yoğunlaşması riskini de artırıyor.
Bilim insanlığın ortak mirası. Ancak bilimin finansmanını kontrol edenler, hangi sorunların çözüleceği konusunda da büyük bir güce sahip.
YENİ YARIŞ: DAHA UZUN YAŞAMAK MI, DAHA SAĞLIKLI BİR İNSANLIK MI?
Teknoloji milyarderlerinin sağlık ve biyoteknoloji yatırımları, önümüzdeki yıllarda bilim dünyasının en önemli gündemlerinden biri olacak.
Kanserden Alzheimer’a, yaşlanmadan genetik hastalıklara, hücre biyolojisinden yapay zekâ destekli ilaç geliştirmeye kadar geniş bir alan yeniden şekilleniyor.
Ancak asıl mesele yalnızca yeni ilaçların, tedavilerin veya daha uzun yaşamın mümkün olup olmayacağı değil.
Bu bilimsel gelişmelerden kimler yararlanacak? Yeni tedaviler yalnızca satın alabilenlerin erişebildiği bir ayrıcalığa mı dönüşecek? Araştırma önceliklerini toplumun ihtiyaçları mı, yatırımcıların tercihleri mi belirleyecek?
Bilim için özel sermayenin harekete geçmesi önemli bir fırsat. Fakat bilimsel özgürlük, şeffaflık, etik denetim ve toplumsal fayda bu yarışın dışında kalmamalı.
Velhasıl, milyarderler artık yalnızca dünyanın ekonomisine değil, insanlığın biyolojik geleceğine de yatırım yapıyor.
Geleceğin en büyük serveti belki de para değil, yaşamın kendisi olacak. Ve insanlığın önündeki en büyük soru şu: Yaşamın geleceğini kim yönetecek?