Sağlıklı Olan Neden Sıkıcı Gelir? Sükuneti Sabote Etme Rehberi
Hepimiz “toksik” ilişkilerden, kaotik ortamlardan veya sürekli diken üstünde hissettiğimiz belirsizliklerden şikayet ederiz. Terapilerde, arkadaş sohbetlerinde hep o “huzurlu, güvenli ve net” hayatın hayalini kurarız. Peki ama, hayatımıza gerçekten ne istediğini bilen, net ve şefkatli biri girdiğinde ya da krizlerin bittiği, sükunetli bir döneme adım attığımızda neden içimizi tuhaf bir huzursuzluk kaplar? Neden o sağlıklı insanı “fazla iyi ama aramızda elektrik yok” diyerek hayatımızdan çıkarır, neden o durgunluk döneminde kendi kendimize krizler yaratırız?
Psikodinamik gerçeklik bize çok sert bir doğruyu söyler: Zihnimiz sağlıklı olanı değil, tanıdık olanı arar. Ve eğer geçmişiniz kaosla yazıldıysa, “sağlıklı olan” sizin için sadece sıkıcı değil, aynı zamanda tekinsizdir.
İşte zihnimizin kendi huzurunu sabote etme anatomisi:
Fırtına Beklentisi ve Sükunetin Tekinsizliği
Çocukluğunuzda veya gençliğinizde sevgi; belirsizlik, eleştiri ya da anlık krizlerle iç içe geçtiyse, sinir sisteminiz “huzuru” bir tehlike sinyali olarak kodlar. Bu durum, özellikle yoğun tempolu bir dönemden (örneğin zorlu bir eğitim hayatından) çıkıp, belirsiz ama sakin bir bekleme evresine (bir moratoryuma veya “gap year” boşluğuna) girdiğinizde de kendini gösterir. Zihin fırtınasız bir denizde dinlenmez; aksine, “Şu an her şey çok sakin, demek ki birazdan çok büyük bir felaket kopacak” kaygısıyla alarm durumuna geçer. Bu yüzden zihnimiz o tekinsiz sessizliğe katlanmaktansa, bildiği fırtınayı kendi elleriyle başlatmayı seçer.
Kimlik Kaybı: “Kriz Yoksa Ben Kimim?”
Krizli ilişkilerin ve kaotik ortamların gizli bir işlevi vardır: Bize çok güçlü bir kimlik verirler. Toksik bir dinamikte ya “kurtarıcı”sınızdır ya da “mağdur”. Oysa karşınızdaki insan kendi yaralarını kendi sarabilen, sizden onu kurtarmanızı beklemeyen sağlıklı biriyse, o tanıdık rolünüzü kaybedersiniz. Bir dramanın başrolü olmaktan çıkıp, sıradan, sakin bir hikayenin partneri olmak egoya ağır gelir. Sırf “ben buradayım” diyebilmek ve o eski kurtarıcı/mağdur kimliğine dönebilmek için karşı tarafı kışkırtmaya (enactment) başlarız.
Kelebekler Değil, Kortizol
Toksik ve belirsiz dinamiklerde hissettiğimiz o “yoğun çekim”, “tutku” veya “karnımdaki kelebekler” dediğimiz şey, çoğu zaman beynimizin salgıladığı yoğun stres hormonudur (kortizol ve adrenalin). Karşınızdaki kişi veya durum size güvende hissettirdiğinde bu stres hormonları salgılanmaz. Havai fişekler patlamaz, kalp atışınız hızlanmaz. Çoğu insan sinir sisteminin bu regüle olmuş (dengelenmiş) sakin halini “sıkıcılık” veya “tutku eksikliği” olarak yanlış yorumlar.
Yabancılığa Tahammül Etmek
Eğer geçmişin hayaletlerinden kurtulmak ve o yıkıcı döngüyü kırmak istiyorsak, yüzleşmemiz gereken harsh truth (acı gerçek) şudur: İyileşme süreci, Hollywood filmlerindeki gibi coşkulu bir aydınlanma anı değildir. İyileşmek; başlarda son derece yavan, sıradan ve renksiz hissettirir.
Sağlıklı bir ilişkinin, istikrarlı bir işin veya durup dinlendiğiniz bir dönemin başlarında hissettiğiniz o “sıkıcılık”, aslında doğru yolda olduğunuzun en büyük kanıtıdır. Kendi kurduğunuz kriz hapishanesinden çıkmanın tek yolu, bu yeni ve sağlıklı alanın yarattığı yabancılık hissine tahammül etmeyi öğrenmektir. Çünkü huzur, başlarda her zaman biraz sıkıcı gelir; ta ki onun sizin için yeni bir fırsat olduğunu kabul edene kadar.