Dolar 48,2370
Euro 55,9200
Altın 6.908,74
BİST 14.641,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
27°C
Hafif Yağmurlu
Paz 30°C
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C

Fabrika Eleman Arıyor, Genç İş Arıyor: Bursa’da Sorun Nerede?

11 Aralık 2025 11:10
A+
A-

Bursa’da aynı gün içerisinde birbirine tamamen zıt iki cümle duyabilirsiniz. Bir genç, aylardır iş bulamadığını söylerken birkaç kilometre ilerideki sanayici “Çalıştıracak eleman bulamıyoruz” diye yakınır. İş arayanla çalışan arayan aynı şehirde yaşar fakat bir türlü aynı noktada buluşamaz. Bu çelişki artık geçici bir istihdam sorunu değil, Bursa’nın üretim geleceğini tehdit eden yapısal bir kırılmadır.

İŞKUR’un 2024 yılında yayımladığı Bursa İşgücü Piyasası Araştırması bu kopukluğu rakamlarla gösteriyor. Araştırma döneminde yalnızca tesis ve makine operatörleri ile montajcılar grubunda 3 bin 859 kişilik açık iş tespit edilmiş. Eleman temininde en fazla güçlük yaşanan sektör imalat olurken makineci ve dokuma makinesi operatörü gibi meslekler listenin ilk sıralarında yer almış. Bursa’nın yıllardır güçlü olduğu tekstil ve sanayi kolları, artık siparişten önce insan kaynağı sorunu yaşamaya başlamış durumda.

Mesele şehirde insan bulunmaması değildir. Mesele, eğitim sisteminden çıkan insanın sanayinin ihtiyaç duyduğu beceriyle buluşamamasıdır. Gençlerin elinde diploma, işletmelerin elinde açık pozisyon var ama ikisinin arasında doğru kurulmuş bir meslek köprüsü bulunmuyor. Her yıl binlerce öğrenci mezun oluyor; buna rağmen sanayici kaynakçı, CNC operatörü, dokumacı, bakım teknisyeni ve kalifiye üretim çalışanı aramaya devam ediyor.
Türkiye genelinde 2024-2025 eğitim döneminde mesleki ve teknik ortaöğretimde 1 milyon 681 bin öğrenci eğitim aldı. Bu sayı azımsanacak bir büyüklük değil fakat mesleki eğitimin başarısı yalnızca kayıtlı öğrenci sayısıyla ölçülemez. Kaç öğrencinin mezun olduğu alanda çalıştığı, kaçının üretimde kalıcı bir kariyer kurduğu ve kaçının aldığı eğitimle insanca bir gelir elde ettiği bilinmeden rakam tek başına fazla şey anlatmaz. Okulun kapısından giren öğrenci sayısını başarı kabul edip fabrikanın kapısındaki eleman açığını görmezden gelemeyiz.

Meslek liseleri yıllarca akademik eğitimde başarılı olamayan çocukların yönlendirildiği ikinci sınıf okullar gibi görüldü. Aileler çocuklarının mühendis olmasını istedi ama iyi bir teknisyen, usta veya operatör olmasını çoğu zaman başarısızlık saydı. Oysa fabrikada üretimi sürdüren, arızayı gideren ve makineyi çalıştıran nitelikli insan olmadan mühendisin çizdiği proje raftan inemez. Bir ülke yalnızca masa başında çalışanlarla üretim devleti olamaz.

Sanayicinin de aynaya bakması gerekiyor. On yıl deneyimli, her makineyi kullanabilen, vardiyaya uyum sağlayan ve düşük ücretle çalışmayı kabul eden eleman aramak, insan kaynağı politikası değildir. İşletme çalışan yetiştirmiyor, eğitim maliyetine katlanmıyor ve ilk günden kusursuz personel bekliyorsa aradığı kişiyi bulamaması şaşırtıcı değildir. Hazır yetişmiş elemanı komşu fabrikadan transfer etmek, şehrin nitelikli iş gücünü artırmaz; yalnızca aynı insanları işletmeler arasında dolaştırır.

Gençlerin sanayiye mesafeli durmasının nedenlerini de dürüstçe konuşmalıyız. Ağır vardiya düzeni, ulaşım sıkıntısı, düşük başlangıç ücreti, iş güvenliği kaygısı ve yükselme imkânının belirsizliği gençleri üretimden uzaklaştırıyor. Bir işletme, çalışanına gelecek vadetmeden ondan yıllarca bağlılık bekleyemez. Gençler mesleksiz olduğu için işsiz kalıyor olabilir ama bazı işletmeler de nitelikli insanı tutacak şartları oluşturamadığı için sürekli eleman arıyor.

Staj sistemi bu kopukluğu gidermesi gereken en önemli araçken birçok yerde dosya tamamlamaya dönüşmüş durumda. Öğrenci haftalarca işletmede bulunuyor ama makineye yaklaşamıyor, işin bütününü öğrenemiyor ve gerçek bir ustanın yanında yetişemiyor. İşletme öğrenciyi gelecekteki çalışanı olarak değil, geçici yardımcı olarak görürse stajın sonunda ne beceri ne de bağlılık oluşur. Adı staj olan fakat meslek kazandırmayan her dönem, hem gencin hem işletmenin zamanından çalar.

Bursa’da mesleki eğitimin sanayiyle bütünleşmesini amaçlayan toplantılar ve iş birliği protokolleri yapılıyor. Mayıs 2025’te sektör temsilcileri, okul yöneticileri ve Millî Eğitim yetkililerinin bir araya geldiği buluşmada staj, mentörlük ve değişen beceri ihtiyaçları ele alındı. Bunlar doğru adımlar ancak protokol imzalamakla üretim hattındaki açık kapanmıyor. Her anlaşmanın kaç öğrenciyi işe yerleştirdiği ve bu gençlerin bir yıl sonra hâlâ çalışıp çalışmadığı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Bursa’nın öncelikle ortak bir meslek ve beceri haritası çıkarması gerekiyor. Otomotiv, tekstil, makine, mobilya, gıda ve lojistik sektörlerinin üç ve beş yıl sonra kaç çalışana, hangi yetkinliklerle ihtiyaç duyacağı belirlenmelidir. Okulların bölümleri alışkanlıklara göre değil, bu veriye göre güncellenmelidir. Geçmişin mesleğine öğrenci yetiştirip geleceğin fabrikasına eleman aramak, planlama değil kaynak israfıdır.

Sanayinin dönüşümü yalnızca klasik ustalıkları da etkilemiyor. Elektrikli araçlar, robotik sistemler, yapay zekâ destekli üretim, yenilenebilir enerji ve dijital kalite kontrol yeni meslek alanları oluşturuyor. Dünün motor ustasıyla yarının batarya teknisyeni, dünün dokumacısıyla yarının akıllı tekstil operatörü aynı eğitim programıyla yetiştirilemez. Meslek liselerinin atölyeleri fabrikanın en az on yıl gerisinden geliyorsa öğrenciye gelecek değil, geçmiş öğretiliyor demektir.


Özel mesleki ve teknik liselerde okuyan öğrenciler için 2025-2026 döneminde eğitim desteğinin artırılması ve teknoloji alanlarının kapsama alınması önemlidir. Ancak kamu kaynağının karşılığında istihdam başarısı da ölçülmelidir. Mezununu mesleğinde çalıştıramayan okul ile öğrencisini daha mezun olmadan işletmeyle buluşturan okul aynı değerlendirmeye tabi tutulmamalıdır. Eğitim desteği bina ve kayıt sayısına değil, beceri ve kalıcı istihdama bağlanmalıdır.


Her organize sanayi bölgesinde işletmelerin ortak kullanacağı eğitim ve uygulama merkezleri kurulabilir. Öğrenci gerçek üretim ekipmanında çalışırken öğretmen de yeni teknoloji konusunda düzenli olarak fabrikada eğitim almalıdır. Sanayici laboratuvarın kurulmasına, okul insan kaynağının yetişmesine katkı sunmalı; karşılığında ihtiyaç duyduğu çalışanı daha mezun olmadan tanımalıdır. Devlet, okul ve sanayi aynı masada bulunuyor gibi görünmekle yetinmemeli, aynı hedefe göre hareket etmelidir.


Ustalığın itibarı da yeniden kurulmalıdır. Bir CNC operatörünün, kaynakçının veya bakım teknisyeninin yaptığı iş yalnızca bedensel emek gibi anlatılırsa gençler bu mesleklere yönelmez. Kariyer basamakları, sertifikasyon sistemi ve ücret karşılığı açık biçimde gösterilmelidir. Genç, üç yıl sonra hangi seviyeye çıkacağını ve ne kazanacağını bilmiyorsa başka bir alan araması tembellik değil, gelecek kaygısıdır.


Bursa üretimle büyüdü ama üretim kültürü kendiliğinden ayakta kalmaz. Ustanın bilgisini çırağa, fabrikanın ihtiyacını okula ve okulun yetiştirdiği genci doğru işletmeye taşıyacak bir düzen kurulmalıdır. İş arayan gençle eleman arayan fabrikanın yolları hâlâ kesişmiyorsa sorun gençte veya sanayicide tek başına değildir; aradaki sistemi kuramayanlardadır. Bu sistemi onarmadan açılan her yeni fabrika, bir süre sonra aynı ilanı verecektir: “Yetiştirilmek üzere değil, yetişmiş eleman aranıyor.”

REKLAM ALANI