Dolar 48,0997
Euro 56,1291
Altın 7.171,10
BİST 14.356,12
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 32°C
Açık
Bursa
32°C
Açık
Çar 32°C
Per 32°C
Cum 28°C
Cts 26°C

Fabrikalar Rekor Yazıyor, Bursa’nın Sofrası Neden Aynı Rakamı Görmüyor?

15 Ocak 2026 12:18
A+
A-

Bursa’nın fabrika bacaları sabahın ilk ışıklarıyla tütmeye başlar. Organize sanayi bölgelerinde vardiya değişir, yükleme kapıları açılır, Avrupa’ya gidecek araçlar ve parçalar tırlara dizilir. Günün sonunda ihracat cetveline yeni milyon dolarlar eklenir. Fakat aynı akşam işçinin mutfağında yapılan hesap hâlâ ekmek, kira, fatura ve okul masrafı arasında sıkışır.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Bursa, 2025 yılında 17 milyar 862 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 7 büyüyen kent, Türkiye ihracatının yüzde 6,53’ünü tek başına üstlendi ve İstanbul ile Kocaeli’nin ardından üçüncü sırada yer aldı. Bursa’dan 194 ülke, özerk bölge ve serbest bölgeye ürün gönderildi. Kâğıt üzerinde bakıldığında karşımızda gurur verici bir sanayi tablosu var.

Rakamların arkasına geçtiğimizde Bursa’nın üretim gücü daha net görünüyor. Otomotiv sektörü 9 milyar 203 milyon dolarlık ihracatla toplam dış satımın yüzde 51,5’ini gerçekleştirdi. Makine ve aksamları 1 milyar 325 milyon dolar, hazır giyim ve konfeksiyon 1 milyar 293 milyon dolar, tekstil ve hammaddeleri ise 1 milyar 237 milyon dolarlık katkı sağladı. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve Romanya Bursa sanayisinin en güçlü pazarları arasında yer aldı.
Bu başarı tesadüfen ortaya çıkmadı. Bursa, Osmanlı döneminin ipek ve lonca kültüründen Cumhuriyet’in sanayileşme hamlesine uzanan güçlü bir üretim hafızasına sahip. 1938’de Atatürk tarafından açılan Merinos Fabrikası bir üretim tesisi değil, yeni Türkiye’nin kalkınma iddiasıydı. 1969’da Oyak Renault’nun kurulması ve 1971’de Bursa fabrikasının faaliyete geçmesiyle şehir otomotivde yeni bir döneme girdi.

Bugünün ihracat rakamlarında geçmiş kuşakların kurduğu bu sanayi kültürünün payı var. Ustadan çırağa geçen bilgi, meslek liselerinden fabrikalara taşınan emek, yan sanayide büyüyen aile şirketleri ve yıllar içinde oluşan tedarik zinciri Bursa’yı üretim merkezi yaptı. Bu şehir yalnızca sermayeyle değil, binlerce insanın alın teriyle büyüdü. Dolayısıyla ihracat başarısı konuşulurken emeğin aldığı payı sormak kimseye haksızlık değildir.

2026 yılı için net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlendi. Brüt ücret 33 bin 30 liraya yükselirken artış oranı yüzde 27 oldu. TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı sonu tüketici enflasyonu ise yüzde 30,89 olarak gerçekleşti. Resmî rakamların kendi hesabıyla dahi ücret artışı, geride bıraktığımız yılın enflasyonunun 3,89 puan altında kaldı.

Üstelik çalışan, enflasyonu yıllık ortalama üzerinden değil, her sabah karşılaştığı fiyat üzerinden yaşıyor. Kira bir kez yükseldiğinde on iki ay boyunca yüksek kalıyor; servis, öğle yemeği, çocuk bakımı ve ulaşım giderleri maaş bordrosundaki artışı daha cebe girmeden eritiyor. Asgari ücretin yükselmesi elbette önemlidir, fakat ücretin kaç lira olduğu kadar neleri satın alabildiği de önemlidir. Mesele bordrodaki rakam değil, sofradaki karşılığıdır.

Madalyonun diğer yüzünde işveren bulunuyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler yüksek finansman maliyeti, enerji gideri, hammadde fiyatları ve daralan kâr marjlarıyla mücadele ediyor. Ücret artışını yalnızca işverenin sırtına yüklemek, işletmenin kayıt dışına yönelmesi veya istihdamı azaltması riskini doğurabilir. İşçiyi yoksullaştırmadan, işletmeyi de ayakta tutacak daha akılcı bir üretim düzenine ihtiyaç vardır.

Bunun yolu düşük ücretle rekabet etmeye çalışmak değildir. Bursa, ucuz işçilik yarışına girerse karşısında çok daha düşük maliyetlerle üretim yapan ülkeler bulacaktır. Bu şehrin avantajı yetişmiş insan gücü, mühendislik birikimi, tedarik kabiliyeti ve üretim disiplinidir. Bursa’nın yeni hedefi daha çok çalışarak aynı ürünü ucuza satmak değil, daha yüksek teknolojiyle daha değerli ürünü satmak olmalıdır.

İhracatın yüzde 51,5’inin otomotivden gelmesi gücü gösterdiği kadar bağımlılık riskini de ortaya koyuyor. Avrupa’daki ekonomik yavaşlama, elektrikli araç dönüşümü, yeni çevre standartları veya büyük üreticilerin vereceği bir yatırım kararı Bursa’nın tamamını etkileyebilir. Otomotiv elbette korunmalı ve büyütülmelidir; fakat makine, savunma, yazılım, enerji teknolojileri, medikal üretim ve teknik tekstil gibi alanların payı da artırılmalıdır. Tek motora bağlı bir sanayi şehri, o motor teklediğinde ağır bedel öder.

Bursa’nın ihracat listesinde hazır giyim ve tekstil hâlâ önemli yer tutuyor. Fakat bu sektörler küresel fiyat rekabeti, yüksek maliyet ve kur baskısını en sert hisseden alanlar arasında bulunuyor. Yıllardır kumaş satarak ayakta kalan firmaların artık tasarım, marka, teknik tekstil ve doğrudan tüketiciye ulaşan satış kanallarına yatırım yapması gerekiyor. Aynı kumaşı daha ucuza üretmeye çalışmak yerine, o kumaştan daha pahalı satılacak hikâye ve teknoloji üretmeliyiz.

İşçinin ihracat başarısından pay alması için yalnızca yılda bir kez belirlenecek asgari ücret artışına bel bağlanmamalıdır. Verimlilik primi, ihracat ikramiyesi, kâr paylaşımı, tamamlayıcı sağlık desteği, çocuk bakım hizmeti ve uygun ulaşım imkânı gibi modeller daha yaygın hâle getirilebilir. Büyük firmaların tedarikçilerinden yalnızca kalite ve fiyat standardı istemesi yetmez; çalışan hakları konusunda da ortak bir standart talep etmesi gerekir. Sosyal sorumluluk fabrika duvarına asılan sloganla değil, çalışanın hayatındaki güvenle ölçülür.

Mesleki eğitim de yeniden ele alınmalıdır. Sanayicinin “eleman bulamıyorum”, gencin ise “iş bulamıyorum” dediği bir şehirde mesele insan eksikliği değil, eşleşme bozukluğudur. Meslek liseleri, üniversiteler, sanayi kuruluşları ve kamu kurumları aynı iş gücü haritası üzerinde çalışmalıdır. Hangi alanda kaç teknisyene, kaynakçıya, yazılımcıya ve mühendise ihtiyaç duyulacağı birkaç yıl önceden belirlenmelidir.

Bursa’nın güçlü kurumları, sanayi kuruluşları, meslek odaları, sendikaları ve yerel yönetimleri ortak bir “üreten şehirde insanca yaşam” programı hazırlamalıdır. Çalışanlar için ulaşılabilir konut, güvenli ulaşım, nitelikli kreş ve mesleki gelişim imkânları üretim politikasının bir parçası olmalıdır. Fabrikanın vardiya saatini planlayıp o fabrikaya giden insanın hayatını plansız bırakamazsınız. Sanayi şehri olmak yalnızca makine parkına değil, çalışanların yaşam düzenine yatırım yapmayı gerektirir.

Bursa’nın 18 milyar dolara yaklaşan ihracatı küçümsenecek bir başarı değildir. Üreten, risk alan, istihdam sağlayan ve dünyaya mal satan bütün işletmeler bu başarıda pay sahibidir. Aynı şekilde tezgâhın başında, presin karşısında, dokuma makinesinin yanında ve gece vardiyasında çalışan emekçinin de bu başarıda hakkı vardır. İhracat rakamı büyürken çalışanın payı küçülüyorsa ekonomik büyümenin toplumsal ayağı eksik kalıyor demektir.


Şimdi Bursa’nın önünde iki seçenek var. Ya düşük ücret, yüksek mesai ve ucuz ürün denklemiyle mevcut düzeni zorlayacak ya da teknoloji, verimlilik, markalaşma ve adil paylaşım üzerinden yeni bir sanayi hikâyesi yazacak. Birinci yol kısa vadede bazı tabloları kurtarabilir; ikinci yol şehrin geleceğini kurtarır. Fabrikaların rekor yazdığı bir Bursa’da sofraların küçülmesi kader değildir.

REKLAM ALANI