Merhaba Bursa
Merhaba…
Şimdi bu köşede sizinle dertleşmeye geldim. Kimseye yukarıdan bakmaya ya da ağır laflar etmeye niyetim yok. Bu şehrin insanına, yine bu şehrin samimi diliyle sesleneceğim. Bazen kaygılı bir annenin, bazen yorgun bir işçinin, bazen de kapısının önünü süpüren Bursalı bir kadının sağduyulu sesi olacağım.
Bursa’yı çok seviyorum. Ama sevmek, her şeye susmak demek değildir. Seven insan görür, üzülür ve gerektiğinde “Bu böyle olmaz!” der. Bu yüzden köşemde güzel olanı alkışlarken, eksik kalanı da söyleyeceğim. Kırmadan ama saklamadan; bağırmadan ama geri durmadan…
Atatürk’ün aklını ve Cumhuriyet’in vicdanını kendime pusula biliyorum. Bu memleketin kadınlarına, çocuklarına, emekçilerine ve esnafına inanıyorum. Çünkü bir şehir sadece binalardan ibaret değildir; sabah işe yetişenlerin adımı, pazardaki annenin hesabı, okula giden çocuğun güveni ve eve ekmek götüren babanın sessizliğidir.
İşte ben bu köşede Bursa’nın tüm ilçelerinin derdini ve mahallelerimizin ince sızısını yazacağım. Gürsu’daki çiftçiyi, Karacabey’deki domates üreticisini, Gemlik’teki zeytinciyi, İnegöl’deki mobilyacıyı, kadın hikayelerini ve unuttuğumuz tüm gerçekleri konuşacağız.
Yazılarımda süslü cümleler aramayın. Ne gördüysem ve ne hissettiysem onu yazacağım; çünkü en doğru söz, en sade olandır.
Bugün ilk günümüz. Tüm Bursa’ya ve bu şehri sevip derdiyle dertlenen herkese kocaman bir merhaba!
Bundan sonra burada, çayımızı koyup içten, sakin ve açık açık konuşur gibi buluşacağız.