ABD’nin Yeni Beslenme Reçetesi, İnsanlık İçin İyi Gezegen İçin Kötü
Amerika Birleşik Devletleri’nde her beş yılda bir hazırlanan beslenme kılavuzları yalnızca vatandaşların tabağını değil, tarım politikalarını, üretim modellerini ve hatta küresel gıda sistemlerini de etkiliyor.
Bu nedenle yayımlanan her yeni öneri, sağlık uzmanları kadar çiftçiler, çevreciler ve gıda sanayisi tarafından da yakından takip ediliyor.
Ancak bu kez ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcı.
ABD’nin en son beslenme kılavuzları, uzun yıllardır tartışılan ultra işlenmiş gıdaları hedef alırken, aynı anda hayvansal protein tüketiminin artırılmasını öneriyor. İlk bakışta sağlıklı görünen bu yaklaşımın çevresel faturası ise beklenenden çok daha ağır olabilir.
Yakın zamanda yayımlanan bir analiz, yeni beslenme önerilerinin sera gazı emisyonları, arazi kullanımı ve gübre tüketimi üzerindeki etkilerini mercek altına aldı. Bilim insanlarının vardığı sonuç oldukça net: Ultra işlenmiş gıdaların azaltılmasıyla elde edilecek çevresel kazanımlar, hayvansal protein tüketimindeki artış nedeniyle fazlasıyla ortadan kalkabilir.
Bu kılavuzlar, Amerika Birleşik Devletleri için beslenme önerilerini gözden geçirmek ve güncellemek üzere beş yılda bir toplanan Beslenme Rehberi Danışma Komitesi (DGAC) adlı bilimsel panelin çalışmaları sonucunda ortaya çıktı. DGAC’ın önerileri genellikle resmi kılavuzlara dahil edilir ve PNAS’ta yayımlanan mevcut araştırmanın odağında da bu öneriler yer alıyor.
Çalışmada bilim insanları, mevcut ve önceki beslenme önerilerinin çevresel sonuçlarını karşılaştırdı. Ultra işlenmiş gıdaların (UPF’ler) tamamen ortadan kaldırıldığı diyetler farklı protein seviyeleriyle birlikte simüle edildi.
Bir senaryoda hayvansal protein alımı, Amerikalıların kilogram başına yaklaşık 0,8 gram protein tüketmesi gerektiğini öneren önceki yılların kılavuzlarıyla eşleştirildi. Diğer senaryoda ise yeni kılavuzların önerdiği üst sınır esas alındı ve protein alımı iki katına çıkarılarak kilogram başına 1,6 grama yükseltildi.
Araştırmacılar daha sonra bu diyetlerin sera gazı etkisini, arazi kullanımını ve gübre tüketimini hesaplayarak sonuçları ortalama Amerikan diyetiyle karşılaştırdı.
Sonuçlar dikkat çekiciydi.
Araştırma, ultra işlenmiş gıdaların azaltılmasının çevresel etkileri düşürdüğünü ortaya koydu. Ancak aynı zamanda artan hayvansal protein tüketiminin bu kazanımları büyük ölçüde geri aldığını gösterdi. Hatta analiz, artan protein alımının, UPF’lerin azaltılmasıyla elde edilen çevresel faydaların %32’den fazlasını ortadan kaldıracağını ortaya koyuyor.
Bir başka ifadeyle, bir taraftan işlenmiş gıdalarla mücadele edilirken diğer taraftan daha fazla hayvansal protein önerilmesi, çevresel açıdan frene basarken aynı anda gaza yüklenmeye benziyor.
Makalenin işaret ettiği tek olumlu sonuç ise su kullanımı. Önerilen yeni diyetin, ortalama Amerikan diyetine kıyasla su kullanımında %7 ila %19 arasında bir azalma sağlayabileceği belirtiliyor.
Ancak bunun dışında tablo pek parlak değil.
Araştırmacılar, önerilen diyetin neredeyse tüm çevresel göstergelerde “net çevresel zarara” yol açacağını ifade ediyor. Buna karşılık, ultra işlenmiş gıdaların azaltıldığı ve bitki bazlı proteinlerin artırıldığı bir beslenme modelinin hem su kullanımını daha fazla düşürdüğü hem de sera gazı emisyonları, gübre kullanımı ve arazi ihtiyacı açısından daha olumlu sonuçlar verdiği vurgulanıyor.
Araştırmacıların şu değerlendirmesi oldukça dikkat çekici:
“Eğer mevcut diyetlerden ultra ince lifler (UPF’ler) çıkarılır ve bunların yerine bitki ağırlıklı tam gıdalar konulursa, hem halk sağlığı hem de gezegen sağlığı için önemli potansiyel faydalar olacaktır.”
Asıl tartışma ise burada başlıyor.
Araştırmaya dahil olmayan kar amacı gütmeyen kuruluşlar, bilim insanları ve sağlık uzmanları, yeni yönergelerin DGAC bilim panelinin yaptığı önerilerin çoğunu reddettiğini belirtiyor. Ayrıca bu kezki sürecin ABD et ve süt ürünleri endüstrileriyle önemli çıkar çatışmaları içerdiğine yönelik eleştiriler de giderek artıyor.
Bu eleştiriler yalnızca çevresel kaygılardan kaynaklanmıyor. Çünkü aşırı et ve süt ürünleri tüketiminin hem insan sağlığı hem de gezegen sağlığı üzerindeki etkileri konusunda yıllardır biriken güçlü bilimsel veriler bulunuyor.
PNAS’ta yayımlanan makalenin kapanış notunda da araştırmacılar, aşırı et ve süt ürünleri tüketiminin insan ve gezegen sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini defalarca ortaya koyan yerleşik bilimsel veriler ve kanıtlar doğrultusunda, söz konusu kılavuzların acilen yeniden düzenlenmesi çağrısında bulunuyor.
Görünen o ki mesele yalnızca insanların ne yediği değil; o yiyeceğin nasıl üretildiği, hangi kaynakları tükettiği ve geride nasıl bir çevresel iz bıraktığı. Geleceğin beslenme politikaları artık yalnızca kalori, protein ya da vitamin hesabıyla şekillenmeyecek. Karbon ayak izi, su kullanımı, biyolojik çeşitlilik ve tarımsal sürdürülebilirlik de aynı masada oturacak.
Velhasıl; ultra işlenmiş gıdaları azaltmak elbette doğru bir adım. Ancak bu boşluğu daha fazla hayvansal proteinle doldurmak, iklim krizinin kapıyı çaldığı bir dünyada çözümün bir kısmını üretirken başka bir kısmını büyütmek anlamına geliyor. Sağlıklı bir tabak ile sağlıklı bir gezegen arasındaki dengeyi kuramayan hiçbir beslenme politikası uzun vadede sürdürülebilir olmayacak.