Dolar 46,9846
Euro 53,7464
Altın 6.199,43
BİST 14.225,22
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 28°C
Parçalı Bulutlu
Bursa
28°C
Parçalı Bulutlu
Cts 31°C
Paz 33°C
Pts 30°C
Sal 29°C

“Biz Korkuyu Kerbela’da Bıraktık”

12 Mayıs 2026 10:05
A+
A-

Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarında sadece bir gün değildir. Her yıl geldiğinde insanın içine çöken ağır bir sessizlik, memleketin vicdanında yeniden açılan bir yara gibidir. 6 Mayıs da bu ülkenin hafızasında tam olarak böyledir. Aradan geçen yıllar ne kadar uzun olursa olsun, darağacına yürüyen üç gencin gölgesi hâlâ bu toprakların üzerinde dolaşır. Çünkü mesele yalnızca üç insanın idam edilmesi değildir. Mesele; bir kuşağın hayallerinin, bağımsızlık idealinin ve “Tam Bağımsız Türkiye” haykırışının darağacında susturulmak istenmesidir.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…
Tarih onları “3 Fidan” diye yazdı. Çünkü onlar, hayatlarının baharında toprağa düşürüldüler. İktidarların değiştiği, siyasi söylemlerin dönüştüğü, ezberlerin yeniden üretildiği yıllar boyunca isimleri kimi zaman tartışıldı, kimi zaman karalandı, kimi zaman da bilinçsizce yaftalandı. Fakat bütün bu siyasi gürültünün arasında değişmeyen tek gerçek vardı: Bu üç genç, emperyalizme karşı bağımsız bir Türkiye hayal ettikleri için idam sehpasına gönderildi.
Bugün dönüp o dönemin Türkiye’sine bakıldığında, aslında yalnızca üç gencin değil; bağımsızlık fikrinin cezalandırıldığı görülür. Amerika’nın gölgesinin siyasetin üzerinde ağırlaştığı, NATO tartışmalarının ülkeyi sardığı, 6. Filo’ya karşı sokakların ayağa kalktığı bir dönemde, gençlik hareketlerinin en yüksek seslerinden biri Denizler olmuştu. Onlar için mesele sadece ideolojik bir kavga değildi. Onların gözünde mesele, memleketin onuru ve bağımsızlığıydı.
Bu yüzden 6 Mayıs yalnızca bir idam tarihi değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin vicdan sınavıdır.
İnsan bazen düşünmeden edemiyor; bugün “vatan”, “millet”, “bağımsızlık” kelimelerini ağızlarından düşürmeyenlerin ne kadarı, o gün darağacına yürüyen bu üç gencin cesaretini gösterebilirdi? Bugün sosyal medya sloganlarıyla hamaset yapanların ne kadarı, gerçekten ölümün karşısında dimdik durabilirdi?
Çünkü onlar korkmadılar.
Hatta korkuyu bile tarihin başka bir yerinde bıraktılar.
Hüseyin İnan’ın o meşhur sözü bu yüzden hâlâ hafızalarda yankılanıyor:
“Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık.”
Bu söz sıradan bir cümle değildi. Bu söz, Anadolu’nun hafızasında yüzyıllardır yaşayan bir direnişin, teslim olmamanın ve hak bildiği yoldan dönmemenin ifadesiydi. Hüseyin İnan’ın çevresinde “Dede” diye anılması boşuna değildi. Alevi dedesi soyundan gelen, sakinliğiyle ve ağırbaşlılığıyla tanınan Hüseyin İnan, 68 kuşağının bağırmadan etkileyen isimlerinden biriydi. Deniz Gezmiş’in daha görünür ve daha öfkeli karakterinin yanında, Hüseyin İnan daha sessiz ama çok daha derin bir duruşun temsilcisiydi.
Onu tanıyanların anlattıkları hep aynı noktada birleşiyor: Sakin, vakur, düşünceli ve kararlı bir insan…
Belki de bu yüzden son sözleri bile büyük bir gösteriş değil, insanın içini parçalayan sade bir hüzün taşıyordu.
İdam sehpasının yanında avukatlarına söylediği o cümleler hâlâ insanın boğazını düğümlüyor:
“Babam ayağımdaki lastik ayakkabıları görünce üzülecek… Oğlumun doğru düzgün ayakkabısı bile yokmuş diye düşünecek.”
Ölüme giderken bile kendi acısını değil, babasının üzüntüsünü düşünen bir gençten söz ediyoruz.
Bugün ise ne acıdır ki, hayatında hiçbir bedel ödememiş, hiçbir mücadele görmemiş, tarihten bihaber bazı çevreler bu gençlere “vatan haini” diyebiliyor. Oysa aradan geçen yıllar gösterdi ki, onların idam sehpasında söyledikleri sözler unutulmadı ama onları asan zihniyet tarihin karanlığına gömüldü.
İdam kararını veren Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı Ali Elverdi’nin yıllar sonra yaptığı açıklamalar, dönemin ruhunu anlamak açısından ibretliktir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını büyük bir memnuniyetle izlediğini anlatırken söylediği “İdam sehpasında bile komünizm propagandası yaptılar” sözü, aslında meselenin hukuk değil, intikam olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.
Fakat tarih bazen insanlara çok sert cevaplar verir.
Ali Elverdi’nin ölüm şekli yıllar boyunca toplum hafızasında ironik bir son olarak anlatıldı. Nefes borusuna kaçan yemek nedeniyle solunum yetmezliği yaşayarak hayatını kaybetmesi, halk arasında “hayatın garip adaleti” diye yorumlandı. Çünkü toplum vicdanı bazen mahkeme kararlarından daha güçlüdür.
Bugün 6 Mayıs denildiğinde insanların aklına yalnızca bir idam gecesi gelmiyor. Aynı zamanda yarım kalmış bir bağımsızlık hikâyesi geliyor. Emperyalizme karşı ayağa kalkmış gençlerin cesareti geliyor. İdam sehpasına giderken bile slogan atan bir kuşağın inancı geliyor.
Ve belki de en çok mahcubiyet geliyor…
Çünkü bu ülke, kendi evlatlarını darağacında kaybetti.
Üstelik Hıdırellez gibi halk kültüründe bereketin, umudun ve baharın sembolü olan bir gün, kana bulandı. Tıpkı Muharrem’in 10. gününün Kerbela ile matem gününe dönüşmesi gibi, 6 Mayıs da bu toprakların hafızasında artık yalnızca bir bahar günü değil; buruk bir yasın tarihi oldu.
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. Dünyalar değişti, iktidarlar değişti, ideolojiler değişti. Ama bazı insanlar hâlâ 6 Mayıs sabahına takılı kaldı. Çünkü bazı ölümler sıradan değildir. Bazı insanlar mezara değil, halkın hafızasına gömülür.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da işte böyle oldu.
Onları seven de oldu, eleştiren de…
Ama hiç kimse onları unutturamadı.
Çünkü bazı fidanlar darağacında değil, halkın vicdanında büyür.
Rahmet ve mahcubiyetle anıyoruz.
Ruhları şad olsun.

İrfan AYDIN
 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.