Yedi Gün Yemeden Durursak Vücudumuzda Ne Oluyor?
İnsan bedeni açlığı unutmamış. Modern dünyanın buzdolabı, marketi, 24 saat açık restoranı ve telefonla kapımıza gelen yemeği olsa da bedenimiz hâlâ milyonlarca yıllık bir hafızayla çalışıyor.
Yiyecek ortadan kalktığında paniğe kapılmak yerine, eski bir programa geçiyor. Önce depoları kontrol ediyor, sonra enerji kaynağını değiştiriyor. Fakat bilim insanlarının yeni bulguları, orucun yalnızca “yağ yakma” meselesi olmadığını gösteriyor. İnsan bedeni birkaç gün yemek yemediğinde, adeta bütün sistemlerini yeniden düzenleyen büyük bir biyolojik dönüşüm başlatıyor.
Nature Metabolism dergisinde yayımlanan ve Londra Queen Mary Üniversitesi Hassas Sağlık Araştırma Enstitüsü ile Norveç Spor Bilimleri Okulu araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen çalışma, yedi günlük yalnızca su tüketilen orucun insan vücudunda neler yaptığını moleküler düzeyde izledi. Araştırmaya 12 sağlıklı gönüllü katıldı. Bilim insanları oruçtan önce, oruç boyunca ve yeniden yemek yemeye başladıktan sonra katılımcıların kanındaki yaklaşık 3.000 proteini takip etti. Böylece yalnızca tartıdaki rakamı değil, vücudun içeride gerçekleştirdiği büyük değişimi görmeye çalıştılar.
İlk günlerde beklenen oldu. Vücut, dışarıdan gelen enerjinin kesilmesiyle birlikte önce glikoz kullanımını azaltmaya, ardından depolanmış yağları daha fazla kullanmaya başladı. İnsan bedeni aslında bunun için tasarlanmıştı. Atalarımızın her gün aynı saatte kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeğine ulaşabildiği bir dünya yoktu. Bazen av vardı, bazen yoktu. Bazen hasat boldu, bazen kıtlık geldi. Beden, bu belirsizliğe dayanabilmek için enerji depolamayı ve gerektiğinde o depoları kullanmayı öğrendi.
Yedi günlük oruç boyunca katılımcılar ortalama 5,7 kilogram kaybetti. Ancak tartıdaki bu düşüşün tamamı yağ değildi. Kas kütlesi ve vücudun su içeren yağ dışı dokularında da kayıp meydana geldi. İlginç olan ise yeniden yemek başladıktan sonra ortaya çıktı. Üç gün içerisinde kaybedilen kas kütlesinin önemli bölümü geri dönerken yağ kaybı devam etti. Yani vücut, yeniden beslenmeyle birlikte bazı kayıpları hızla telafi ederken metabolik değişimin tamamı aynı hızda geriye dönmedi.
Fakat araştırmanın asıl şaşırtıcı bölümü tartıda değildi. Araştırmacılar, orucun yaklaşık üçüncü gününde vücutta çok daha kapsamlı bir değişimin başladığını gördü. Binlerce proteinin seviyesinde belirgin değişiklikler ortaya çıktı. Ölçülen proteinlerin yaklaşık üçte biri oruç sırasında önemli ölçüde değişti. Üstelik bu değişimler yalnızca karaciğer ya da yağ dokusuyla sınırlı değildi. Vücudun farklı organları ve biyolojik sistemleri aynı anda bu yeni duruma yanıt veriyordu.
İşte burada oruç, kilo verme hikâyesinden çıkıp biyolojinin çok daha büyük bir hikâyesine dönüşüyor. Çünkü araştırmacıların gördüğü şey, yalnızca “vücut yağ yakıyor” değildi. Vücut, enerji üretme biçimini değiştirirken aynı zamanda çok sayıda biyolojik süreci yeniden düzenliyordu. Bazı proteinlerdeki değişiklikler sinir sistemiyle, bazıları bağışıklık sistemiyle, bazıları metabolizma ve hücresel işlevlerle ilişkiliydi. Beyindeki nöronların yapısal desteğinde rol oynayan proteinlerde de değişiklikler görülmesi, açlığın etkilerinin yalnızca mide ve yağ dokusuyla sınırlı olmadığını düşündürdü.
Bu nedenle çalışmanın en dikkat çekici cümlesi belki de şu: Oruç sırasında vücutta önemli moleküler değişikliklerin çoğu, hemen değil, yaklaşık üç gün sonra belirginleşiyor. Yani insan bedeni ilk birkaç günde yalnızca mevcut enerji depolarını kullanmakla kalmıyor; daha uzun süreli açlıkla birlikte çok daha kapsamlı bir adaptasyon programına geçiyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var. Bu çalışma, “Yedi gün oruç tutmak herkes için sağlıklıdır” demiyor. Tam tersine, araştırmacılar da uzun süreli açlığın herkes için uygun veya güvenli olmadığını özellikle vurguluyor. Araştırma küçük bir grup sağlıklı gönüllü üzerinde gerçekleştirildi ve yedi günlük tam kalori kısıtlamasını inceledi. Dolayısıyla bu sonuçları aralıklı oruç gibi daha kısa süreli beslenme modellerine doğrudan aktarmak mümkün değil. Bir başka ifadeyle, üç günlük açlıktan sonra görülen moleküler değişiklikler, 16 saatlik ya da 24 saatlik açlığın da aynı sonucu vereceği anlamına gelmiyor.
Bilimin asıl ilgisini çeken soru ise belki de bundan sonra başlıyor: Acaba orucun yararlı olabilecek etkilerini, insanları günlerce aç bırakmadan taklit etmek mümkün mü?
Araştırmacılar bunun gelecekte mümkün olabileceğini düşünüyor. Eğer uzun süreli açlık sırasında hangi moleküler yolların harekete geçtiğini anlayabilirsek, belki bir gün bu yolları ilaçlar, beslenme stratejileri veya başka tedaviler aracılığıyla aktive etmek mümkün olabilir. Böylece orucun kendisini değil, vücudun oruç sırasında yaptığı şeyi taklit eden yeni tedaviler geliştirilebilir.
Bu fikir tıbbın geleceği açısından önemli. Çünkü bazı insanlar için uzun süreli oruç pratik değildir; bazı sağlık sorunları olan kişiler için ise güvenli bile olmayabilir. O halde geleceğin tıbbı belki de “aç kal” demek yerine, “vücudunun açlık sırasında yaptığı şu biyolojik işlemi güvenli biçimde harekete geçirelim” diyebilir.
İnsanlık binlerce yıldır oruç tutuyor. Dinler, kültürler ve gelenekler orucu farklı anlamlarla kuşattı. Modern bilim ise şimdi bu kadim davranışın bedenin moleküler dilinde ne söylediğini çözmeye çalışıyor. Belki de yüzyıllardır “açlık” olarak gördüğümüz şey, biyolojinin dilinde çok daha karmaşık bir kelime: yeniden ayarlanma.
Fakat burada bilim insanlarının henüz cevaplamadığı çok önemli sorular var. Bu moleküler değişikliklerin hangileri gerçekten faydalı? Hangileri vücudun yalnızca açlığa karşı geliştirdiği savunma mekanizmaları? Ne kadar süreyle devam ediyorlar? Hangi hastalıklarda işe yarayabilirler? Ve en önemlisi, bu etkilerin güvenli biçimde taklit edilmesi mümkün mü?
Şimdilik elimizdeki hikâye şunu söylüyor: İnsan bedeni, yiyecek kesildiğinde yalnızca deposunu boşaltmıyor. Birkaç gün sonra adeta başka bir çalışma moduna geçiyor. Oruç, yalnızca tabağın boş kalması değil; vücudun kendi içindeki binlerce moleküler düğmeye dokunması anlamına geliyor.
Belki de geleceğin tıbbında önemli soru “Ne kadar kilo verdin?” olmayacak. Daha ilginç soru şu olacak:
“Bedenin, aç kaldığında kendisi hakkında bize ne anlatıyor?”