Tarım İklimin Düşmanı mı, Gizli Kahramanı mı?
Tarım denildiğinde akla genellikle sera gazı emisyonları geliyor. Büyükbaş hayvancılık, metan gazı, gübre kullanımı, tarımsal faaliyetlerin iklim değişikliğine katkısı…
Oysa Science Reports’ta yayımlanan yeni bir araştırma, resmin yalnızca bir tarafına baktığımızı gösteriyor. Çünkü tarım aynı zamanda atmosfer ile biyosfer arasındaki karbon alışverişini yöneten, insan eliyle yönetilen en büyük biyolojik sistemlerden birini oluşturuyor.
Araştırmacılar, 156 ürünün FAOSTAT verilerini, meralar ve yönetilen ormanlara ilişkin FAO tahminleriyle birleştirerek küresel tarımın karbon döngüsündeki rolünü yeniden hesapladı. Sonuçlar dikkat çekici.
2023 yılında tarımsal sistemler toplam 47,64 milyar ton CO₂ emdi. Bunun 21,87 milyar tonu yalnızca tarla bitkilerinden geldi. Bu miktar, günümüzdeki yıllık insan kaynaklı CO₂ emisyonlarını aşarken, CO₂ eşdeğeri olarak hesaplanan toplam sera gazı emisyonlarına da yaklaşıyor.
Ancak burada kritik bir ayrıntı var. Bu karbonun büyük bölümü kalıcı olarak depolanmıyor. Solunum, ayrışma, hayvancılık metabolizması, biyokütle kullanımı ve gıda tüketimi yoluyla yeniden atmosfere dönüyor. Yani tarım, karbonu yok eden değil, devasa bir biyolojik karbon döngüsünü yöneten sistem olarak karşımıza çıkıyor.
Daha da ilginci, tarımsal fotosentezin gücü son 60 yılda olağanüstü bir artış gösterdi. 1961 yılında mahsullerin emdiği karbon miktarı yaklaşık 5,4 milyar ton CO₂ iken, 2023 yılında bu rakam 21,9 milyar tona yükseldi. Bunun arkasında teknolojik ilerlemeler, verim artışları, tarımsal yoğunlaşma ve fotosentetik biyokütledeki artış bulunuyor.
Aynı dönemde tarımsal verimlilik, ekim alanlarından çok daha hızlı büyüdü. Başka bir ifadeyle dünya daha fazla gıdayı, daha az yeni arazi açarak üretmeyi başardı. Bu sayede ormanlar ve doğal ekosistemlerin önemli bir bölümü tarıma dönüştürülmeden korunabildi.
Araştırmacılar bunun gelecekte nasıl şekilleneceğini görmek için Emisyon Senaryoları Simülasyon Dinamik Modeli (ESSDM) adını verdikleri bir muhasebe modeli geliştirdi. Model, 2050 yılına kadar küresel gıda talebinin karşılandığı üç farklı üretim senaryosunu test etti.
Birinci senaryo sürdürülebilir yoğunlaştırma (SI). İkinci senaryo, orta düzey arazi genişlemesi içeren sürdürülebilir yoğunlaştırma (MESI). Üçüncü senaryo ise önemli ölçüde arazi genişlemesine dayanan organik tarım (OF).
Sonuçlar çarpıcı.
2050 yılına kadar kümülatif sera gazı emisyonları sürdürülebilir yoğunlaştırma senaryosunda 163,51 milyar ton CO₂ eşdeğeri olarak hesaplandı. Orta düzey genişleme içeren senaryoda bu rakam 241,35 milyar tona yükseliyor. Organik üretimin geniş çapta yaygınlaştığı ve ekili alanların büyüdüğü senaryoda ise emisyonlar 493,99 milyar ton CO₂ eşdeğerine ulaşıyor.
Başka bir ifadeyle, organik tarımın yaygınlaştırıldığı senaryoda emisyonlar sürdürülebilir yoğunlaştırmaya göre yaklaşık üç kat daha fazla gerçekleşiyor.
Bunun nedeni ise organik sistemlerin daha düşük ortalama verime sahip olması. Daha düşük verim, daha fazla arazi ihtiyacı anlamına geliyor. Araştırmaya göre organik tarım senaryosunda ekili alanlar 2023 seviyesine göre yüzde 52,45 genişlemek zorunda kalıyor. Bu genişleme ise ormanlar, otlaklar ve doğal ekosistemlerin tarıma açılması nedeniyle ciddi arazi kullanım değişikliği emisyonlarına yol açıyor.
Çalışmanın en önemli mesajı şu:
Tarımın iklim üzerindeki etkisi yalnızca doğrudan emisyonlarla ölçülemez. Verimlilik, arazi kullanım etkinliği ve gelecekte ne kadar yeni araziye ihtiyaç duyulacağı da en az emisyonlar kadar önemlidir.
Bu nedenle ormanların ve otlakların korunması, iklim politikalarının merkezinde yer almaya devam ediyor.
Araştırmacılara göre ele alınan varsayımlar altında, gıda güvenliği ile iklim değişikliğiyle mücadeleyi aynı anda başarabilmenin en etkili yolu sürdürülebilir yoğun tarımdan geçiyor.
Belki de uzun yıllardır tarımı sadece sera gazı üreten bir sektör olarak görmek, eksik bir bakış açısıydı.
Çünkü tarım yalnızca emisyon üreten bir faaliyet değil; aynı zamanda gezegenin en büyük yönetilen karbon döngüsünü işleten sistemlerden biri.
Ve görünen o ki, 10 milyar insanı beslemeye hazırlanırken asıl soru “daha az üretmek” değil, aynı topraktan daha fazla verimi, daha az arazi kullanarak ve doğal ekosistemleri koruyarak elde etmek olacak.
İklim mücadelesi ile gıda güvenliği arasındaki denge, belki de geleceğin en büyük tarım politikası sınavı olacak.