Matematiğe Göre İnsanlık 17 Bin Yıl Sonra Yok Olacak
İnsanlığın son Kullanma Tarihi Var Mı?
Böylesine kesin bir cümle doğal olarak merak uyandırıyor. Acaba gerçekten birkaç denklem, insanlığın son kullanma tarihini hesaplayabilir mi?
Bu iddianın kaynağı, “Kıyamet Argümanı” adı verilen ve yaklaşık kırk yıldır bilim insanları ile filozoflar arasında tartışılan bir olasılık yaklaşımıdır. Astrofizikçi Brandon Carter tarafından ortaya atılan, daha sonra J. Richard Gott tarafından geliştirilen bu düşünceye göre, bugün yaşayan insanlar olarak insanlık tarihinin tamamen başında bulunuyor olmamız istatistiksel açıdan çok düşük bir ihtimaldir. Bu nedenle insanlığın önünde sınırsız bir gelecek yerine, görece daha kısa bir zaman dilimi bulunması daha olası kabul edilir.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var.
Bu yöntem iklim değişikliğini, nükleer savaşı, yapay zekâyı, salgın hastalıkları veya bir göktaşı çarpmasını hesaba katmıyor. Yani “neden” sorusuna cevap vermiyor. Sadece insanlığın toplam ömrüne ilişkin olasılık hesabı yapıyor.
Daha da önemlisi, bu yaklaşım bilim dünyasında geniş kabul görmüş bir teori değil. Pek çok araştırmacı, yöntemin başlangıç varsayımlarının tartışmalı olduğunu düşünüyor. Çünkü insanlığı sıradan bir istatistiksel örnek olarak kabul etmek, gelecekteki teknolojik gelişmeleri, uzay kolonilerini veya insan türünün dönüşümünü tamamen göz ardı etmek anlamına geliyor.
Aslında insanlık tarihi, matematiksel doğruların değil, beklenmeyen sıçramaların tarihidir.
1900 yılında yaşayan bir insan, yüz yıl sonra internetin, antibiyotiklerin, yapay zekânın ve uzay istasyonlarının var olacağını tahmin edemezdi. Eğer aynı istatistiksel yaklaşım Orta Çağ’da uygulanmış olsaydı, bugünkü sekiz milyarlık dünya nüfusu muhtemelen imkânsız görülürdü.
Elbette insanlık bir gün yok olacak. Güneş’in milyarlarca yıl sonra genişleyerek Dünya’yı yaşanamaz hale getirmesi bile bunun doğal bir sonucu. Ancak asıl soru “Ne zaman?” değil, “Nasıl bir gelecek inşa edeceğimiz?” olmalı.
Çünkü medeniyetlerin kaderini matematik formülleri değil; bilim, teknoloji, savaşlar, çevre politikaları ve insanlığın ortak tercihleri belirliyor.
Belki de asıl mesele, insanlığın 17 bin yıl sonra var olup olmayacağı değil; önümüzdeki 100 yıl içinde nasıl bir dünya bırakacağımızdır.
Çünkü geleceği belirleyen şey, olasılıklar değil, aldığımız kararlardır.