Çalışanlar İşlerini Neden Terkeder
Şirketler genellikle çalışanlarının neden ayrıldığını anlamaya çalışırken maaşları, yan hakları veya piyasa koşullarını suçlar. Oysa gerçek çoğu zaman çok daha farklıdır. Başarılı çalışanlar çoğunlukla işlerinden değil, içinde bulundukları sistemden ayrılırlar.
Bugün birçok işletme yeni çalışan bulmanın zorluğundan şikayet ediyor. Ancak asıl soru şudur: Mevcut iyi çalışanlarınızı neden kaybediyorsunuz?
Yıllardır farklı sektörlerde yaptığım gözlemler bana aynı gerçeği gösterdi. Bir çalışanın şirkete bağlılığını belirleyen en önemli unsur maaşı değil, kendisini değerli hissedip hissetmediğidir.Birinci konu takdirdir.
İnsanlar emeklerinin görülmesini ister. Elbette ücret önemlidir. Ancak çalışanların motivasyonu sadece maaş bordrosunda yazan rakamla açıklanamaz. Takdir edilmek, gelişim fırsatı bulmak, sorumluluk almak ve katkısının fark edildiğini görmek de en az ücret kadar değerlidir.
Ne yazık ki birçok işletmede çalışanların gösterdiği ekstra çaba zamanla “normal” kabul edilmeye başlanır. Başarı görünmez hale geldiğinde motivasyon da yavaş yavaş kaybolur.
İkinci konu liderliktir.
Yönetim dünyasında çok sık kullanılan bir söz vardır:
“İnsanlar işlerini değil, yöneticilerini terk eder.”
Bu sözün arkasında büyük bir gerçek yatar. Teknik olarak çok başarılı olan bir kişi her zaman iyi bir lider olmayabilir. Çünkü liderlik sadece işi bilmek değil, insanı anlamak, yönlendirmek ve geliştirebilmektir.
Yanlış lider seçimleri çalışan bağlılığını azaltır, ekip ruhunu zedeler ve kurumsal kültürü zayıflatır. Özellikle çalışanların fikirlerine değer vermeyen, iletişim kurmayan ve sadece sonuç odaklı yöneticiler zamanla en yetenekli çalışanlarını kaybetmeye başlar.
Üçüncü konu adalettir.
Bir işletmede liyakat duygusu zedelendiğinde motivasyonun ayakta kalması mümkün değildir. Çalışanlar, emek vermeyen kişilerin terfi ettiğini veya ilişkiler sayesinde önemli görevlere getirildiğini gördüklerinde kuruma olan güvenlerini kaybederler.
Adalet duygusu, kurum kültürünün görünmeyen temelidir. Temel sarsıldığında en sağlam görünen yapılar bile ayakta kalamaz.
Dördüncü konu ise iş yüküdür.
Başarılı çalışanların başına gelen en büyük sorunlardan biri, başarılarının daha fazla iş ile ödüllendirilmesidir. Bir projeyi başarıyla tamamlayan kişiye ikinci proje, ardından üçüncü proje verilir. Bir süre sonra çalışan kendisini takdir edilmiş değil, cezalandırılmış hisseder.
Oysa sürdürülebilir başarı için insanların sadece performans göstermesi değil, aynı zamanda enerjilerini koruyabilmeleri gerekir.
Sonuç olarak çalışan bağlılığı insan kaynaklarının değil, yönetim sisteminin bir sonucudur. Güçlü bir kurum kültürü oluşturmak isteyen şirketler öncelikle çalışanlarını dinlemeyi öğrenmelidir.
Belki de sorulması gereken en önemli soru şudur:
“Burada çalışmaya devam etmek istemeniz için biz neyi daha iyi yapabiliriz?”
Bazen bir şirketin geleceğini değiştiren cevaplar, çalışanların zaten uzun zamandır söylemeye çalıştığı cümlelerin içinde saklıdır.