...
Dolar 46,5149
Euro 53,0593
Altın 6.038,61
BİST 14.259,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 32°C
Parçalı Bulutlu
Bursa
32°C
Parçalı Bulutlu
Cum 32°C
Cts 31°C
Paz 31°C
Pts 33°C

Denizle Aramıza Ne Girdi

23 Haziran 2026 10:02
A+
A-

Geçen hafta İspanya’nın kuzeyinde bir plajda oturuyordum.

Önümde Atlantik Okyanusu’nun serin suları, yanımda kumdan kaleler yapan çocuklar, biraz ileride sörf tahtasını koltuğunun altına sıkıştırmış gençler vardı. Yaşlı bir çift el ele yürüyordu. Kimse kimsenin alanını işgal etmiyor, kimse denizi sahiplenmiyordu.

O an fark ettim ki aslında baktığım şey sadece bir plaj değildi.

Bir yaşam kültürüydü.

Denizle insanların arasına ne duvarlar girmişti ne de görünmez sınırlar. Kıyı, herkesindi. Birilerinin sunduğu bir ayrıcalık değil, doğal bir hak gibiydi.

Sonra aklım Türkiye’ye gitti.

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede büyüdük biz. Deniz türkülerimizin, şiirlerimizin, anılarımızın içinde hep vardı. Ama bazen insan düşünüyor; denizle aramıza ne zaman bu kadar mesafe girdi?

Denizi görmekle denize ulaşmak aynı şey değil.

Bir kentin gerçek zenginliği marina sayısıyla, lüks otelleriyle ya da sahil boyunca uzanan işletmeleriyle ölçülmez. Gerçek zenginlik, bir çocuğun özgürce koşabildiği kumsalda, yaşlı bir çiftin rahatça yürüyebildiği sahilde, insanların hiçbir engelle karşılaşmadan denize ulaşabildiği kıyılarda saklıdır.

İspanya’da dikkatimi çeken şeylerden biri de buydu.

İnsanlar denizi tüketmiyor, onunla birlikte yaşıyor.

Belki de sürdürülebilirlik dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor. Doğayı kullanmak ile ona sahip çıkmak arasındaki ince çizgide…

Biz endüstri dünyasında sürekli kaynak verimliliğinden, sürdürülebilirlikten ve gelecek nesillere bırakacağımız mirastan söz ediyoruz. Oysa bazen en önemli dersleri bir fabrika salonunda değil, bir sahil yürüyüşünde öğreniyoruz.

Atlantik kıyısında otururken aklımdan geçen soru hâlâ aynı:

Denizi ne zaman seyredilen bir manzaraya dönüştürdük de onunla birlikte yaşamayı unuttuk?

Belki de geleceğe bırakacağımız en değerli miras; daha büyük binalar, daha gösterişli tesisler ya da daha kalabalık sahiller değil…

Çocuklarımızın da bizim kadar özgürce denize ulaşabileceği kıyılardır.

Çünkü deniz hepimizin.

Ve kıyılar da öyle olmalı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.