Alper Tüydeş’ten Medyaya “Leylek Yarışı” Tepkisi: “Bu Bir Rekabet Değil, Doğa Sevgisi!”
Uluabat Gölü’nün bir yakasında Eskikarağaç’taki Adem Amca ve Yaren dostluğu sürerken, diğer yakasındaki Fadıllı Mahallesi’nde balıkçı Ahmet Yılmaz ile kahvehane meydanında buluşan leyleğin hikayesi ulusal basına yansıdı. Ancak haberin sunum biçimi, doğa koruma algısını zedelediği gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
Konuya ilişkin sosyal medya hesabından geniş bir açıklama yapan Yaban Hayatı Fotoğrafçısı Alper Tüydeş, Türkiye’nin dört bir yanında hayvanlarla insanlar arasında benzer dostluklar yaşanmasının harika bir gelişme olduğunu ancak bunun bir “reyting veya rekabet” unsuru haline getirilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Doğa Dostluklarının Yarıştırılması Hoş Değil”
Hikayelerin çoğalmasından Adem Amca’nın da kendisinin de büyük bir mutluluk duyduğunu belirten Alper Tüydeş, medyadaki üslubu şu sözlerle eleştirdi:
“Yaren Leylek hikayesinden sonra benzer haberlerin sıkça görülmesi çok güzel. Türkiye’nin her yerinde artık isimle anılan leyleklerin gelişleri, gidişleri, hatta yavruları haber oluyor. Herkes hayatının içinden bir parça olarak görsün, korusun kollasın. Ancak son yıllarda bu durum sanki bir yarışa, bir rekabet havasına dönüştürülmeye çalışılıyor. Gazeteciler Adem Amca’ya gidip ‘Başka köyde de bir leylek varmış, o daha eskiymiş, daha yeniymiş’ gibi sorular soruyorlar. Ben hiçbir zaman bu hikayenin sadece Eskikarağaç’ta yaşandığını söylemedim; aksine Türkiye’nin her yerinde martılarla, kumrularla, leyleklerle benzer dostluklar var. Ama bunu bir yarış gibi yansıtmak hiç hoş gelmiyor.”
“Tanımak İçin Ayağına İp Bağladılar, Bu Çok Riskli!”

Yapay rekabet algısının sahada tehlikeli davranışlara yol açtığını belirten Tüydeş, geçtiğimiz yıl Bursa’da yaşanan somut bir tehlikeye de dikkat çekti:
“Geçen yıl yine Bursa Fadıllı Köyü’ndeki leyleği sırf ‘tanımak’ adına yakalayıp ayağına ip bağlamışlardı. Bu hayvan için son derece riskli ve yanlış bir davranıştı, üstelik izinsiz böyle bir şey yapmanın cezası var. Bizim amacımız leylekleri hazıra alıştırmak değil. Adem Amca leyleğin kayığına konması için ekstra bir çaba sarf etmiyor, doğada avlanması için yem vermediği zamanlar da oluyor; yani ‘zorda kalırsa bana gelsin’ bilincinde hareket ediyor. Bu ayrımı ve hassasiyetini bilerek hareket etmek en güzeli.”

Algı Değişti Ama Hassasiyet Şart
Geçmiş yıllarda belediyeleri arayıp “Çatımızda leylek yuvası istemiyoruz, pislik yapıyor” diyen insanların, bugün “Bizim direğe de platform koyun leylek gelsin” noktasına ulaştığını ifade eden Tüydeş, genel algının olumlu değişmesine rağmen reyting amaçlı rekabetçi paylaşımların bu güzel dönüşüme gölge düşürdüğünü belirtti.
Alper Tüydeş X hesabından yaptığı paylaşımda:
“Yaren Leylek hikayesinden sonra benzer haberler sıkça görülmeye başladı son yıllarda. Türkiye’nin her yerinde artık isimle anılan leyleklerin gelişleri ve gidişleri hatta yavruları haber oluyor ne güzel. Herkes sahiplensin herkes hayatının içinden bir parça olarak görsün onları, korusun kollasın. Adem ve Yaren buna zerre vesile olduysa ne mutlu. Ama son yıllarda da bu durum sanki böyle bir yarışa dönüştürmeye çalışılıyor ve bir rekabet havası oluşturulmaya çalışılıyor gibi. Bazen televizyon programlarına konuk olduğunda ya da gazeteciler geldiklerinde Adem amcaya da soruyorlarmış başka bir köyde bir leylek daha varmış o daha eski daha yeni vs.. Ben hiçbir zaman bu hikayenin bir tek Eskikaraagac leylek Köyü’nde yaşandığını söylemedim. Aksine Türkiye’nin her yerinde benzer dostluklar var zaten bunu hep dile getirdim. Kimi yerde bir martı kimi yerde kumrular kimi yerde balıkçılar veya leylekler. Hatta bir yorum okumuştum ‘Türkiye’de herkesin bir leyleği mi var bu ne arkadaş’ diye 🙂 Çok gülmüştüm ve hoşuma da gitmişti ki bundan Adem Amca da çok büyük mutluluk duyuyor aslında. Mesela Yaren’in beş yıl önceki yavrusu ki onu ayağındaki halkasından tanıyabiliyoruz; iki yıldır komşu köy olan Gölyazı’ya yerleşti ve o da aslında insanlarla bağ kurmuş bir leylek. Dükkanın önüne iniyor kayıklara konuyor. Leylekler ki sıcakkanlı hayvanlar ve zaten yüzyıllardır insanlarla iç içe bir yaşamı tercih etmişler. Benzeri hikayelerin olması değil olmaması zaten tuhaf olurdu. Ama burada bir yarış gibi bunu yansıtmak hiç hoş gelmiyor bana. Üstelik geçen yıl yine Bursa fadıllı Köyü’ndeki Leyleği yakalayıp ayağına ip bağlamışlardı tanımak için çok riskli ve yanlış bir davranıştı mesela. İzinsiz böyle bir şey yapmanın cezası bile var. Merak edenler için söyleyim Adem Amca benzer hikayelerden rahatsızlık değil aksine mutluluk duyuyor ve ne güzel her insanın bir leyleği olsa keşke diye yorum yapıyor bu konuda. Bir zamanlar kayıklarına konduklarında kışt denilen leylekler şimdi kayığa konsun, yere insin diye çaba sarf ediyor insanlar. Hatta inanın bana belediyeyi arayıp çatıımızdaki leylek yuvasını istemiyoruz pislik yapıyor telefon telefonlarını bile duyuyordum. Ama son yıllarda o algı yerini bizim çatıımız da müsait veya direğimizde müsait ona da bir platform koyarsanız belki leylek gelir yuva yapar diye talepler gelmeye başladı. Genel manada algı olumlu yönde değişse de bu tarz paylaşımlar gördükçe açıkçası biraz üzülüyorum bence çok gereksiz. Şunu da belirtmeliyim Adem Amca leyleğin kayığına konması için ekstra çaba sarf etmiyor onun doğada da avlanması için yem vermediği zamanlar da var yani zorda kalırsa bana gelsin bilincinde. Yani bunun ayrımını ve hassasiyetini bilerek hareket etmek en güzeli. Leylekleri hazıra alıştırmak değil mesele. Herkesin birliği ligi olması dileğiyle çok selamlar sevgiler” İfadelerine yer verdi.
Yaren Leylek ve Adem Amca dostluğu, Bursa’nın doğa turizmine ve çevre bilincine çağ atlatan küresel bir marka hikayesidir. Ancak medyanın her güzel gelişmeyi bir ‘derbi maçı’ havasına sokma, ‘ona rakip çıktı’ başlıklarıyla içini boşaltma hastalığı ne yazık ki yaban hayatı haberlerine de sirayet etmiş durumda. Alper Tüydeş’in de haklı olarak belirttiği gibi, Fadıllı’daki Ahmet Yılmaz ile leyleğin dostluğu da nevi şahsına münhasır, çok kıymetli bir hikayedir. Bu hikayeleri birbiriyle yarıştırmak, köyleri karşı karşıya getirmek ya da hayvanları bireysel sahiplenme dürtüsüyle riske atmak (ayağına ip bağlamak gibi) kaş yaparken göz çıkarmaktır. Gazetecilik, doğadaki saf dostlukları reyting malzemesi yapmak değil, o dostlukların altındaki çevre bilincini yaygınlaştırmak olmalıdır.