Yapay Zeka Değil , Yanlış Beklentiler Hayal Kırıklığı Yarattı
Son iki yılda şirketlerin en çok kurduğu cümlelerden biri şuydu: ‘Artık bunu yapay zekâ yapar.’ Kimi zaman müşteri hizmetlerinde, kimi zaman yazılım geliştirmede, kimi zaman da kalite kontrol süreçlerinde insan kaynağının yerini hızla yapay zekânın alacağı düşünüldü.
Ancak zaman geçtikçe önemli bir gerçek ortaya çıkmaya başladı: Yapay zekâ güçlü bir araç olabilir, fakat tek başına bir uzman değildir.
Son günlerde teknoloji dünyasında konuşulan haberler de bu gerçeği yeniden gündeme taşıdı. Bazı büyük şirketlerin, yapay zekâya aşırı güvenerek küçülttükleri deneyimli ekipleri yeniden güçlendirme arayışına girdiği konuşuluyor. Bu durumun ayrıntıları her şirket için farklı olsa da verilen ortak mesaj dikkat çekici: Deneyimin yerini almak, sanıldığı kadar kolay değil.
Yalın yönetimde yıllardır savunduğumuz bir ilke vardır: Süreci iyileştiren teknoloji değildir; teknolojiyi doğru kullanan insandır.
Bir fabrikanın üretim hattını düşünün. En gelişmiş kameralar, sensörler ve yapay zekâ algoritmaları kalite kontrol yapabilir. Ancak beklenmeyen bir problemi yorumlamak, kök nedeni bulmak, üretim bilgisini süreç deneyimiyle birleştirmek hâlâ insanın en güçlü olduğu alanlardan biridir.
Yapay zekâ milyonlarca veriyi saniyeler içinde analiz edebilir. Ama hangi verinin gerçekten önemli olduğuna karar vermek, doğru soruyu sormak ve sonuçları iş hedefleriyle ilişkilendirmek deneyim gerektirir.
Bugün rekabet avantajını sağlayacak olan şirketler, en çok yapay zekâ kullananlar değil; insan deneyimi ile yapay zekâyı en iyi birleştirenler olacak.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
‘Yapay zekâ insanın yerini alacak mı?’ değil; ‘İnsan, yapay zekâyı kullanarak kendisini nasıl daha değerli hâle getirecek?’
Çünkü geleceğin kazananları, yapay zekâ ile rekabet edenler değil; onunla birlikte değer üretenler olacak.