Osmangazide Güven ve Sosyal Değişim
Deprem kapıdayken ve ekonomik kriz sokaktaki yangını büyütürken, mazeret üretmek yerine sahaya inip kentin kaderini değiştiren bir liderlik: Osmangazi’de iki yılı geride bırakan Erkan Aydın yönetimi, kentsel dönüşümden sosyal belediyeciliğe uzanan hamleleriyle sadece bugünü kurtarmakla kalmıyor, Bursa’nın geleceğini ve vicdanını yeniden inşa ediyor.
Bursa sokaklarında yürürken sadece kadim bir tarihi solumazsınız, aynı zamanda inanılmaz bir hızla akan metropol hayatının o ağır yükünü de omuzlarınızda hissedersiniz. Osmangazi demek aslında bu kentin kalbi demektir. Türkiye genelinde harareti hiç düşmeyen siyasi tartışmaların arasında bazen yerel yönetimlerin sokağa, insana ve hayata dokunan adımlarını gözden kaçırabiliyoruz. Dünya genelinde büyük şehirler afet krizleriyle, derin ekonomik daralmalarla boğuşurken yerel idarelerin bu krizlere nasıl refleks verdiği o kentin kaderini çiziyor. İşte tam bu noktada iki yılı geride bırakan Erkan Aydın yönetimine ve Osmangazi Belediyesinin karnesine biraz daha yakından bakmak, neyin doğru yapıldığını hakkını vererek konuşmak gerekiyor.
Siyasetin o gürültülü arenasından çıkıp sokağın çıplak gerçeğine indiğinizde en büyük kabusumuzun deprem olduğunu görürsünüz. Erkan Aydın ve ekibi bu konuda ürkütücü ama bir o kadar da yüzleşilmesi zorunlu bir gerçeği sürekli masada tutuyor. İlçe genelindeki yapı stoğunun çok büyük bir bölümünün, neredeyse dört yüz bine yakın binanın şiddetli bir sarsıntıda ayakta kalamama ihtimali hepimizin uykularını kaçırmalı. Bu rakamlar sadece cansız istatistiklerden ibaret değil, o binaların içinde nefes alan aileler var. Belediye yönetiminin günü kurtaran makyaj projeleri yerine doğrudan kentsel dönüşüme, afet toplanma merkezlerine ve lojistik üslere odaklanması hayati bir hamle. Özellikle olası bir kriz anında iletişimin kopmamasını sağlayacak kulelerin inşası, on mahallede kurulan ve yıl sonuna kadar yüz mahalleye çıkarılması hedeflenen afet koordinasyon konteynerleri, kriz yönetimi refleksinin en net göstergesi. Olası bir felakete karşı yirmi bini aşkın insana eğitim verilmesi, termal dronların devreye sokulması masa başında değil sahada iş yapıldığını kanıtlıyor.
Türkiye ekonomik olarak ciddi dalgalanmaların içinden geçerken yerel yönetimlerin sosyal belediyecilik vizyonu hiç olmadığı kadar yaşamsal bir hal aldı. Vatandaşın mutfağındaki yangına su dökmek artık asfalt dökmekten çok daha acil bir görev. Osmangazi sınırları içinde açılan kent lokantalarında yüz binlerce insanın uygun fiyata sıcak yemeğe ulaşması, genç kafelerde yarım milyonu aşan gencin soluk alabilmesi yoksulluğa karşı örülmüş ekonomik bir kalkan. Avrupa kentlerinde dar gelirliyi koruyan sosyal dayanışma ağlarının yerel idareler tarafından nasıl başarıyla yönetildiğini biliyoruz. Erkan Aydın bu modeli Bursa dinamiklerine uyarlayarak sessiz ve çok değerli bir sosyal devrim yapıyor. İnsanlara sadece hizmet sunmuyor, onlara ekonomik dar boğazda nefes alabilecekleri onurlu alanlar açıyor. Bütün bu yatırımlar yapılırken belediye bütçesinde sağlanan yüzde on ikilik tasarruf ise kamu kaynaklarının nasıl doğru, adil ve israf edilmeden kullanılabileceğini gösteren şahane bir örnek.
Bir kentin geleceğini inşa etmek sadece demir ve betonla olmuyor, o şehirde büyüyecek çocukların ufkunu genişletmekle başlıyor. Ayça Azak Kreş ve Gündüz Bakım Evi gibi yatırımların peş peşe hayata geçirilmesi çağdaş, sorgulayan ve aydınlık nesillerin yetişmesi adına hepimize umut veriyor. Sağlık ocağı, kreş ve sosyal donatı alanlarının tek çatı altında toplandığı modern tesisler annelerin iş hayatına güvenle katılmasını sağlıyor. Çocukların daha ilk yaşlarında kitapla buluşması, yeni açılan Çukurca Spor Tesisi gibi alanlarda ter dökmesi sağlıklı bir toplumun en sağlam temeli. Emek ve Gündoğdu gibi bölgelerde arka arkaya hizmete giren spor tesisleri, gençleri sokaktaki karanlık tehlikelerden uzaklaştırıp aydınlık bir geleceğe yönlendiriyor. Üstelik binlerce çocuğu hayatlarında ilk kez stadyuma götürerek onlara Bursaspor sevgisini aşılamak, sıradan bir etkinlikten çok daha fazlası. Bu doğrudan doğruya o kent aidiyetini perçinlemek, şehrin değerlerine sahip çıkacak yeni ve tertemiz bir tribün kültürü yaratmak demek.
Devasa projeler konuşulurken sokağın gündelik derdini es geçmemek lazım. Ulaşımın zor olduğu, doğalgazın henüz ulaşamadığı ya da dar yolları yüzünden hizmetin aksadığı arka sokakların dertlerine yerinde çözüm arayışı, yerel yöneticiliğin turnusol kağıdıdır. Mahalle mahalle, sokak sokak dolaşarak vatandaşın derdini doğrudan dinleyen, çayını içen bir yönetim anlayışı kentin kılcal damarlarına ne kadar hakim olunduğunu gösteriyor. Tonlarca atığın düzenli toplanması, zabıta denetimleriyle halk sağlığını tehdit eden fırsatçılara göz açtırılmaması yönetimin sahayı asla boş bırakmadığının kanıtı. Bunca yoğunluğun arasında sokaktaki can dostlarımızı unutmamak, onlara onlarca ton mama desteği sağlamak ve binlerce sahipsiz hayvanı sıcak yuvalara kavuşturmak ise bu kentin vicdanını ve merhametini temsil ediyor.
Bursa gibi yönetmesi ateşten gömlek olan, sürekli göç alan ve sanayi ile iç içe geçmiş dev bir metropolde belediyecilik yapmak gerçekten zor zanaat. Ancak tabloya geniş açıdan baktığınızda Erkan Aydın ve ekibinin kentin kronikleşmiş sorunlarına neşter vururken, sosyal yaraları sarmayı bir an bile ihmal etmediğini net biçimde görüyorsunuz. Doğru yolda atılan bu kararlı adımlar, halkın refahını ve güvenliğini merkeze alan bu vizyon kesinlikle koca bir teşekkürü ve takdiri hak ediyor. Bursa siyasetinin o hareketli zemininde mazeret değil iş üreten, krizi yönetebilen bir irade görmek hepimizin ortak beklentisiydi. Sokak bu samimi gayreti çok net görüyor, bu şehir yapılan hiçbir güzel hizmeti hafızasından silmiyor.