Nilüfer’de Felsefi Yolculuk
Nilüfer Felsefe Buluşmaları’na konuk olan Prof. Dr. Berfin Kart Tepe, distopik edebiyat ve sinemadaki kadın temsillerini feminist etik penceresinden araladı. Tepe, “Distopyalar sadece karanlık bir gelecek kurgusu değil, bugünün toplumsal normlarının aynasıdır” dedi.
Nilüfer Belediyesi’nin kent kültürüne felsefi bir derinlik katan “Nilüfer Felsefe Buluşmaları”, Ocak ayında yine çok ses getiren bir konuyu gündeme taşıdı. Pancar Deposu’nun ilham verici atmosferinde gerçekleştirilen söyleşide, feminist etik ve edebiyatın en sarsıcı türlerinden biri olan distopyalar arasındaki bağlar kuruldu.
Beden Politikaları ve İktidar İlişkileri
Prof. Dr. Berfin Kart Tepe, “Feminist Etik Bakışla Distopyalarda Kadın” başlıklı söyleşisinde, özellikle kadın bedeninin iktidar tarafından nasıl bir kontrol mekanizmasına dönüştürüldüğünü felsefi bir boyutta ele aldı. Yoğun katılımın gözlendiği etkinlikte; kadın temsillerinin hangi sessizlikler üzerine inşa edildiği ve bu karanlık kurguların içindeki direnç noktaları tartışıldı.
Margaret Atwood’dan Güncel Örneklere
Söyleşinin ana eksenini, son yıllarda popülerliği artan Margaret Atwood eserleri (özellikle Damızlık Kızın Öyküsü) ve güncel sinematik örnekler oluşturdu. Prof. Dr. Tepe, distopik anlatıların temel özelliklerini şöyle özetledi:
Distopyaların, aslında bugünün toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitsizliklerin uç noktaya taşınmış halleri olduğu. Baskıcı sistemler içinde kadın deneyimlerinin nasıl bir dönüşüm ve başkaldırı potansiyeli taşıdığı. Feminist etiğin, bu kurgusal dünyalardaki adalet ve bakım etiği kavramlarını nasıl yeniden tanımladığı.
Söyleşinin sonunda katılımcılar, günümüz dünyasındaki dijital denetim mekanizmaları ve kadın hakları arasındaki paralelliklere dair sorularını Prof. Dr. Tepe’ye yöneltme fırsatı buldu.